Yeni Sağ’ın ve neo-liberal akımların Türkiye’de kamu yönetimini ve siyasal düzenini şekillendirme süreci neredeyse yarım yüzyıllık bir tarihe sahiptir. Bu şekillendirmeler reform başlıkları ile politika gündemine taşınmış ve devleti özel sektör lehine küçülten bir sürece girilmiştir. Kamu yönetiminin örgütsel yapısı da kurumsal olarak yeniden yapılandırma gerekçesiyle bu reform dalgasından payını almış ve 2000’li yıllara kadar sürekli bir reform ve özelleştirme süreci ile kamu yönetimi geleneklerinden ve rasyonel örgütlenme düzeninden koparılmıştır. 2001 yılında yaşanan ekonomik ve siyasi krizin ardından ise AKP’nin kesintisiz olarak iktidarda olduğu 20 yıllık bir dönemde önceki yirmi yılda yapılan özelleştirmelerin çok daha fazlası yapılmış, devletin elinde kalan KİTler neredeyse tamamen özelleştirilmiş, özelleştirme dışında da farklı enstrümanlar kullanılarak, sağlık, eğitim ve ulaştırma başta olmak üzere kamu hizmeti alanları büyük ölçüde özel sektörün egemenliğine bırakılmıştır. Kamusal alandaki bu hızlı dönüşüm Anayasada yapılan köklü değişikliklerle anayasal düzenin, özellikle kamu yönetiminin içinde yer aldığı yürütme gücünün de yapısal olarak değişmesi ve Başkanlık sistemine devredilmesi ile beraber yeni bir ivme kazanmıştır. Bu devir sırasında birçok kamu kurum ve kuruluşu kapatılmış veya eski düzeninden kopartılarak baştan ihdas edilmiştir. Bu aşamadan sonra yapılan düzenlemeler ise ontolojik ve semantik olarak reform başlığı altında da incelenemeyecek bir kimlik kazanmıştır. Artık Türk kamu yönetiminde geleneksel olarak tanımlanabilecek veya geleneklerini sürdürebilen tek bir kurum kalmadığı, bütün yönetim bilgi ve birikiminin erozyona uğradığı argümanı güçlü bir iddia olarak karşımızdadır. . Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, Bomonti İlaç Fabrikası, DPT, Et ve Balık Kurumu örneklerinde olduğu gibi kapatılan kamu kurum ve kuruluşlarının bir bölümünün eksikliği hemen hissedilmiştir. Askeri eğitim kurumları, TODAİE, Maliye Bakanlığı, DPB gibi diğerlerinde yaşanan erozyonun sonuçlarının ise yakın bir gelecekte ortaya çıkacağı düşünülmektedir. Bu kitap yöntemsel olarak reformlar ve sistem değişikliği nedeniyle kapatılan, kimliği, gelenekleri ve isimleri değiştirilen kamu kurum ve kuruluşlarının analizi üzerinden, Türk kamu yönetiminde yaşanan bu erozyonu tespit etmeyi amaçlamaktadır. Kitabımız yönetim bilimi/kamu yönetimi alanında çalışan akademisyenlerden oluşan bir ekip tarafından bu iddianın temellendirilmesine yönelik bulguları ortaya koyma iddiasıyla hazırlanmış olup, bu alanda yapılacak daha ileri çalışmalar için de bir patika açmayı hedeflemektedir. Yazarlar : Osman Gökhan Hatipoğlu, Cem Angın, Ahmet Barbak, Zeynep Ağdemir, Gülçin Eroksal Ülger, Recep Aydın, Aslı Yılmaz Uçar, Songül Demirel Değirmenci, Sevil Zengin, Durmuş Gökkaya, Tuğba Aydın Halisoğlu, Recep Fedai,
Bu bölüm, yayınevinin tanıtım metni temel alınarak yapay zeka ile hazırlanmış bir yorumdur; kitabın doğrulanmış içerik özeti değildir. Eserin türüne göre karakter veya olay örgüsü yorumları geçerli olmayabilir.
Kitap, 2000'li yıllarda Türk kamu yönetiminde yaşanan erozyonu ve bunun beraberinde getirdiği örgütsel kayıpları kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Yazarlar, bu dönemde kamu kurumlarındaki değişimleri, içsel ve dışsal etkenleri irdeleyerek, çeşitli araştırmalar ve vaka incelemeleriyle desteklemektedir. Kamu yönetimindeki erozyonun nedenleri arasında, siyasi istikrarsızlık, yetersiz yönetim politikaları ve kamu kurumlarına olan güvenin azalması gibi faktörler öne çıkmaktadır. Elde edilen veriler, kamu yönetiminde yaşanan sorunların sadece kurumsal düzeyde değil, aynı zamanda toplumsal düzeyde de ciddi sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, kitap, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması ve reform gerekliliği üzerinde durarak, okuyucuya çeşitli önerilerde bulunmaktadır. Sonuç olarak, Türk kamu yönetimindeki krizin derinlemesine bir analizi sunulmakta ve çözüm yolları tartışılmaktadır.
Kitap, 2000'li yıllarda Türk kamu yönetiminde yaşanan erozyon ve örgütsel kayıpları ele alarak, bu süreçlerin sosyal, ekonomik ve politik etkilerini derinlemesine inceliyor. Kamu kurumlarının işleyişindeki bozulmaların yanı sıra, bu bozulmaların sonuçları da okuyucuya sunulmakta. Erozyon, yalnızca kurumsal yapılarla sınırlı kalmayıp, toplumun genelinde de güven kaybına yol açmakta. Kitap, bu kayıpların giderek derinleştiği bir dönemi analiz ederken, aynı zamanda kamu yönetiminde reform ihtiyacını da gündeme getiriyor. Dolayısıyla, tema, dönüşüm ve kayıplar üzerinden bir eleştiri olarak şekilleniyor.
Bu kitapta karakterler insanlardan ziyade kamu yönetimi sistemleri ve örgütler olarak ele alınmaktadır. Yazarlar, Türk kamu yönetimindeki farklı aktörlerin rollerini ve etkileşimlerini analiz ederek, sistemin dinamiklerini ortaya koyuyor. Kamu yöneticileri, bürokratlar ve politikacılar arasındaki ilişkiler, bu süreçte merkezi bir yere sahip. Her bir karakterin, kamu yönetimindeki erozyon üzerindeki etkisi, sistemin genel işleyişine katkıda bulunuyor. Bu bağlamda, karakter analizleri, bireylerin değil, daha çok kurumsal yapının nasıl şekillendiğini ve nasıl bozulduğunu gözler önüne seriyor.
Kitap, kamu yönetimindeki erozyonun psikolojik boyutlarını da ele alarak, bireylerin bu süreçten nasıl etkilendiğini vurgulamaktadır. Kamu çalışanları ve yöneticiler arasında güvensizlik ve kaygı, erozyonun en belirgin sonuçları arasında yer almaktadır. Bu durum, çalışanların motivasyonunu düşürmekte ve verimliliği olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca, kamu hizmetine olan bağlılık duygusu zayıflamakta, bu da toplumsal güvenin sarsılmasına yol açmaktadır. Psikolojik çözümleme, bu kayıpların bireyler üzerindeki etkilerini anlamak ve kamu yönetiminde bir dönüşüm sağlamak adına kritik bir öneme sahiptir.
Felsefi olarak, kitap, kamu yönetimindeki erozyonu bir ontolojik sorgulama olarak ele alıyor. Toplumun yönetim biçiminin ve kurumsal yapıların varoluşsal temelleri sorgulanmakta, bireylerin bu sistem içindeki yerleri tartışılmaktadır. Kamu yönetiminin etik ve adalet anlayışları, erozyon sürecinde nasıl şekillendiği üzerinde durulmaktadır. Kamu hizmetinin amacı ve bu amacın gerçekleştirilmesindeki engeller, felsefi bir tartışma alanı oluşturmakta. Bu bağlamda, erozyon kavramı, sadece bir yönetim sorunu değil, aynı zamanda toplumsal bir varoluş meselesi olarak ele alınmaktadır.
Kitabın tarihi bağlamı, Türkiye'nin son yirmi yılına dayanmaktadır. 2000'li yıllar, ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal yapısında köklü değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Bu dönemde, kamu yönetiminde yaşanan erozyon süreci, geçmişteki yönetim anlayışları ve uygulamalarıyla karşılaştırılarak ele alınmaktadır. Özellikle, siyasi istikrarsızlık, ekonomik krizler ve toplumsal hareketler gibi olaylar, kamu yönetiminin işleyişini derinden etkilemiştir. Tarihsel bağlam, okuyucuya mevcut durumun kökenlerini anlamak için gerekli bilgileri sunmakta ve bu sürecin nasıl geliştiğini göstermektedir.
Bir Karakterle Sohbet Et
PREMIUM AIBu kitabın bir karakterinin sesinden cevap alabilirsin — Litopya AI o karakteri canlandırır.
Henüz gönderi yok. İlk paylaşımı sen yap.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz inceleme yok. İlk yorumu sen yaz.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz alıntı yok. Sen ilk alıntıyı paylaş.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz soru yok. İlk soruyu sen sor.
Henüz video yok. İlk videoyu sen yükle.
Kolektif, Litopya'da en çok okunan yazarlardan biri. Litopya kataloğunda 39.519 kitabı yer alıyor. Kitapları 5-2026 yılları arasında 0-6 YAŞ YAYINLARI, 1001 Cicek Kitaplar, 10 ADIM YAYINCILIK etiketiyle yayımlandı. Kitaplarının ortalama hacmi 269 sayfa. Eserleri ağırlıklı olarak Çocuk Kitapları ve Ders Kitapları kategorilerinde yer alıyor. En çok ilgi gören kitabı “İçindekiler” (okur puanı 8.59). Litopya okurları bu kitaplara 272.886 puan ve 687 inceleme bıraktı. Ortalama puanı 10 üzerinden 8.51.
Kolektif sayfasının tamamıAynı yazarın Litopya'daki diğer eserleri











