“Çanakkale’de doğmak, bağışlanmış bir armağan. Marmara üniversitesi Atatürk eğitim fakültesi de istihkak. İtiraf etmeliyim ki çiçek tarlasında mavi gül kadar siyah gül de varmış meğer”
1g
Kitap sayfalarından okur paylaşımları
“Çanakkale’de doğmak, bağışlanmış bir armağan. Marmara üniversitesi Atatürk eğitim fakültesi de istihkak. İtiraf etmeliyim ki çiçek tarlasında mavi gül kadar siyah gül de varmış meğer”
“Ve Almênya, Sen yoktun, Herkese belli olan, Yaşamaktan sıkılmış hâlim, Ulu orta, çırılçıplak geziniyordu...”
“Kenz, "hazine" demektir. Fakat gerçek hazine, altın veya servet değil; ilim, hikmet ve hakikati arayan kalptir. İşte Kenz Külliyatı, bu arayışın adıdır.”
“Kul kendisini büyüttükçe perde büyür. Kendisini küçülttükçe kapı açılır.”
“Insan, görünenin içinde saklanan görünmez bir sırdır.”
“..insanın yolculuğu sahip olmakla değil, emaneti bilmekle başlar.”
“Sırların sırrı insandır; İnsanın sırrı ise kulluğunu bilmektir.”
“Nefis bazen insana bir şeyden vazgeçmesini de fısıldayabiliyordu.”
“İnsan, kendi içini tanımadan dışındaki dünyayı anlayamaz.”
“Yanlış seçimden daha tehlikeli olan, kendi seçimini başkasına yaptırmaktır.”
“İlk imtihanın sırrı budur. İnsan bazen doğru olanı bulduğunu zanneder. Oysa önce kendisine neden doğruyu aradığını sormalıdır.”
“Bu yol, insanın kendi içinde başlayıp yine kendi içinde derinleşen uzun bir yolculuktu.”
“İrade, istediğin şeyin seni nereye götüreceğini görebildiğin hâlde doğru olanı seçebilmektir.”
“İnsan kendisini dinledikçe değil, kendisindeki sesi sorgulamaya başladıkça perde incelmeye başlar.”
“İnsanlar birbirlerinin yüzüne bakmıyor, ellerindeki telefonlara ya da boşluğa bakarak hızla yürüyorlardı. Veli, bir anlığına adımlarını yavaşlattı. İçindeki o Sivaslı çocuk, "Kaç buradan," dedi. "Burada toprak yok, burada nefes yok." Ama Veli, ceketinin önünü ilikleyip asansöre yöneldi.”
““Ayrılığın altını oyalım Almênya, Dizleri bükülsun, Ve yüzüstü düşsün toprağa...” — Almenya'ya İletiler, Kerim Tanış”
“ ''İnsan kendi yüzünü bir başkasının aynasında bulamaz.''”
“Ayrılığın altını oyalım Almênya, Dizleri bükülsun, Ve yüzüstü düşsün toprağa...”
“Cengiz Han’a fetih tutkusu ve fatih mizacı veren özel bir neden de başının üzerinden ayrılmayan bu beyaz bulut idi. Bir sembol, onu bekleyen büyük görevin, yüce yazgının bir tacı gibi duruyordu başının üzerinde ki o bulut. Bu bakımdan her şey birbirini tamamlıyordu: Bulut, gökyüzü... En önde, hep Cengiz Han’ın yakınında bulunması gereken ejderhalı sancak dalgalanıyordu. shf.23”
“Önce taç atıcısıydı, sonra futbolcu. Stoke'un bütün taktiği şundan ibaretti: Topu karambole gönder. Karambol- Premier Lig'in Taktiksel Tarihi, M. Cox, s.328 Peki bu ne kadar doğru? Taçtan ceza sahasına atılan bir topun karambol yaratacağı yer gerçekten belli midir? Birçok teknik adam tereddütsüz "Evet, altıpas ile penaltı noktası arası" der. Oysa gollerin çoğuna bakıldığında bu ezberin tutmadığı görülür. Çünkü ceza sahasında "karambol bölgesi" diye sabit bir adres yoktur. Top karambole gönderilmez. Taç atıcısının düşünmesi gereken şudur: Topu öyle bir yere ve öyle bir anda atmalıyım ki, orada karambol kendiliğinden oluşsun.”
“…ama hiç profesyonel futbol oynamamış birinin teknik direktör olarak asla başarılı olamayacağını öne sürenlere de sert tepki gösteriyordu. “Bir jokey,” diyordu, “ at olarak doğmak zorunda değildir.” -Sacchi-”
““Kaybetmemek, riske girmemek ve aynı yere dönmemek yalnızca ölülere mahsustur.””
“İnsan birisini çok sık rastlıyorsa ya bu kaderdir ya da kurtulamadığı bir alışkanlıktır.”
“…Başarılar ne kadar fazla olursa, aradaki ilişki bir o kadar güçlenip büyüyebilir. Başarısızlık durumunda genelde bu ilişkilerin sürdürülmesi de imkansızdır. Şöyle bir örnek vermek gerekirse; ligi ikinci bitirmiş bir teknik adamın kulüpten gönderilmesi ve buna hiçbir oyuncunun ses çıkarmaması, bize oyuncula- rın hemen hemen tamamının teknik adamla ilişkisinin yalnız başarıya (şampiyonluğa) endeksli bir ilişki kurduklarını düşündürtür.”
““Biliyor musun Mehmet?” dedi Arda dondurmasından koca bir ısırık alarak. “Dünyanın en iyi saati bile şu anı geri getiremez. O yüzden bu anın her saniyesinin tadını çıkaracağım.””
“Küçük Gezginlere Bir Görev! Saniyeleri hırsızların elinden kurtardık ama onları korumak şimdi senin elinde! Bugün bir dakikalığına gözlerini kapat ve sadece etrafındaki sesleri dinle. Bakalım o “60 saniyenin” içine kaç tane farklı ses sığdırabileceksin?”
““Neler oluyor Arda?” dedi Mehmet, elleriyle kulaklarını kapatarak. “Sanki herkesin kulaklarına görünmez pamuklar tıkanmış gibi!””
“Zaman, sadece bir saatin kadranında dönen o ince metal çubuklardan ibaret değildir. Arda ve Mehmet’in dedesinin o küçük, tozlu dükkânında öğrendiğimiz en büyük ders buydu: Gerçek zaman; bir dostun elini sımsıkı tuttuğumuzda, bir canlının yarasını sardığımızda veya gökyüzüne bakıp imkânsız bir rüya kurduğumuzda asıl ritmini bulur.”
“Haritanın kenarında şu yazı belirdi: “Gözlerinle değil, cesaretinle bak. Gölgeler, sadece ışıktan korkar.””
“Arda, dedesinin o meşhur, tozlu tezgahından aşağı çevik bir hareketle atladı. “Ne oldu yine? Mahallenin huysuz köpekleri mi peşine düştü?” “Hayır, bu sefer başka,” dedi Mehmet dükkânın içine dalarak.”