2 Temmuz 1993, Sivas Madımak otelinde sevgili kız kardeşim Gülsün’ü ve otuz iki yol arkadaşını önce taşladılar, sonra ateşe vererek yaktılar. Canlarımız Sivas Valiliği’nin ve Kültür Bakanlığı’nın düzenlemiş olduğu, Pir Sultan Anma Etkinliğine katılacak müzik, tiyatro, semah gösterileri yapmak üzere Sivas Valiliği ve Kültür Bakanlığının davetlisi olarak Sivas’a götürüldüler. (Devlet eliyle ölüme gittiklerini bilmeden, bilemeden.) Kültür Bakanlığı 54 sanatçıya Madımak otelinden yer ayırttırıp giderini Bakanlık bütçesinden karşıladı. (Madımak otelinin sahibi Murtaza Öğütçü’nün Cumhuriyet Savcısı’na verdiği ifade: «Madımak otelinin sahibi olduğunu, olaydan 4-5 gün önce Turizm Müdürünün kendisine gelerek elli kişilik yer ayırttığını, giderinin bakanlıkça karşılandığını» ifadesinde belirtmiştir. Kurbanlar kırım/katliam noktasına önceden tasarlandığı gibi taşınmış oldular. Etkinlik açılış konuşmasını Sivas Valisi Ahmet Karabilgin yaparak, katliam programını başlattı. Dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar o gün orada olacağını bildirmesine rağmen ve anma programında olmasına rağmen her nedense gelmedi. (Halen, bu konu herhangi bir açıklaması olmadı.) Valilik ve Kültür Bakanlığının garantörlüğünde canlarımız gönül rahatlığı içerisinde katledilecekleri yere gitmiş olurlar. Otelin önüne etkinlikten üç gün önce Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu tarafından “kaldırım yenileme” gerekçesi ile kamyonlarla kaldırım taşları konuldu. Yine Belediye Başkanı Karamollaoğlu 2 Temmuz gününe “hicret koşusu” adı altında Sivas’tan ve çevre illerden militan haydutları yurtlara yerleştirerek katliam hazırlıklarını tamamlamış oldu. Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Yücetürk “6 bin askeri olan” askerlerini bu kritik günde Erzincan ve Divriği dağlarına operasyona gönderdi. Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Önen polislerini bu askeri operasyona gönderdi. Sivas’ta güvenlik kuvvetleri önceden boşaltıldı. Diğer yandan özel harp dairesinin paramiliter kontra çeteleri bir ay önceden Alevileri hedef gösteren bildiriler dağıttılar. Bu bildirileri Sivas Emniyet Müdürlüğü’nün faksından basına ve kamuoyuna ilettiler. Bildirilerde “Müslüman Kamuoyuna” başlığıyla “dinsizler, kâfirler şehrimizde salyangoz satmaya geliyorlar. Allah’a inanan Müslümanlar gün ayağa kalkma ve bu kâfirlere gereken dersi verme günüdür.” gibi cümleler kurarak, azgın, gerici, şeriatçı örgütleri, grupları, tarikatları ve faşistleri katliama hazırladılar. Günlerden Cuma’dır. Bu Propagandaları camilerde yaptılar. Cuma namazından çıkan azgın topluluğu Madımak oteline yönlendirdiler. Otel önce taşlandı, “Karamollaoğlu’nun döktürdüğü taşlarla”… Sonra ateşe verdiler. “Mantık, şeytanlar önce taşlanacak, sonra yakılacak.” Otuz üç canımızı yaktılar. Sekiz saat gibi uzunca bir taşlama, bir saatte yakma. Dokuz saatte katliamı ve kırımı gerçekleştirdiler. Dokuz saat devlet ortada yoktu. Çünkü günler öncesinden tüm güvenlik birimleri şehir dışına gönderilmişti. (Her şeyi önceden planlamışlardı.) Katillerin elindeki benzin bidonları önceden hazırlanmış, “Ya Allah! Bismillah! Allahuekber!” Tekbirler getirerek Alevilere karşı dinsel bir katliam töreni yaptılar. Kültür Bakanı, Vali, Tugay Komutanı, Emniyet Müdür, Belediye Başkanı, yani devlet erkânı bu katliam festivalini keyifle izlediler. Bu katliamcıların 30 yıl süren yargılama sürecinde ifadelerine bile başvurulmadı. Otuz üç canımızın içerisinde yirmi üç yaşındaki, Araştırmacı/akademisyen Hollanda vatandaşı Carina Cuanna Thuijs da vardı. 30 yıllık yargılama sürecine Hollanda devleti müdahil olmadı. Vatandaşına sahip çıkmadı. Aranan katillerden 15 haydut Almanya’ya iltica etti ve ilticaları kabul oldu.
Bu bölüm, yayınevinin tanıtım metni temel alınarak yapay zeka ile hazırlanmış bir yorumdur; kitabın doğrulanmış içerik özeti değildir. Eserin türüne göre karakter veya olay örgüsü yorumları geçerli olmayabilir.
Alevi Soykırımı, Alevi toplumu üzerinde gerçekleşen kitlesel katliamları ve bu olayların sosyo-kültürel etkilerini detaylı bir şekilde ele alıyor. Yazar Karababa, Alevilerin tarihsel süreçte maruz kaldığı soykırımları araştırarak, bu olayların köklerine iniyor. Kitap, tarihsel belgeler, tanıklıklar ve araştırmalar ışığında, Alevi kimliğinin nasıl şekillendiğini ve toplumsal hafızanın nasıl oluştuğunu inceliyor. Soykırımın sebepleri, gerçekleştiği dönemler ve sonuçları üzerinde durarak, okuyucuya bu trajik olayların sadece geçmişte kalmadığını, günümüzde de etkilerini sürdürdüğünü vurguluyor. Kitap, Alevi bireylerin yaşadığı travmalar, kimlik arayışları ve toplumsal dayanışmaları üzerinden bir anlatı sunarken, aynı zamanda tarihsel adalet arayışını da sorguluyor. Sonuç olarak, geçmişin acıları üzerinden geleceğe nasıl umutla bakılabileceği üzerine derin bir düşünsel yolculuğa çıkıyor.
Alevi Soykırımı, tarihi bir olayı ele alarak, inanç ve kimlik üzerinden yaşanan acıların derinliğine iniyor. Yazar, Alevi toplumunun karşılaştığı baskıları, kitlesel katliamları ve bu olayların bireyler üzerindeki kalıcı etkilerini inceliyor. Temalar arasında inanç özgürlüğü, toplumsal adalet arayışı ve tarihsel travma öne çıkıyor. Alevi toplumu, tarihsel süreçte maruz kaldığı soykırımlar ve ayrımcılıklar ile kimliklerini yeniden inşa etme mücadelesi veriyor. Kitap, bu bağlamda, sadece geçmişin acılarını değil, aynı zamanda bu acılardan nasıl dersler çıkarılabileceğini ve geleceğe yönelik umutları da sorguluyor. Bu derinlemesine analiz, okuyucuları düşünmeye ve tartışmaya teşvik ediyor.
Bu kitapta karakterlerden ziyade, toplumun kolektif hafızası ve bireylerin yaşadığı travmalar ön plana çıkıyor. Alevi toplumu, tarihsel olarak maruz kaldığı soykırımlar nedeniyle derin bir acı ve kayıpla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bireyler, bu travmanın etkisiyle kimlik arayışına girerken, aynı zamanda toplumsal dayanışma ve direniş içinde de yer alıyorlar. Yazar, bu bireylerin yaşadığı duygusal çatışmaları, inançları ve aile bağlarını ele alarak, okuyucuya Alevi kimliğinin nasıl şekillendiğini göstermeye çalışıyor. Toplumun tarihsel deneyimleri, karakterlerin içsel yolculuklarıyla birleşerek, derin bir anlatım oluşturuyor.
Alevi Soykırımı, bireylerin psikolojik durumlarını ve travmalarını ele alırken, toplumsal belleğin birey üzerindeki etkilerini de irdeliyor. Soykırımın yarattığı travmalar, Alevi bireylerin kimliklerini şekillendiren derin izler bırakmıştır. Bu durum, bireylerin hem psikolojik hem de toplumsal düzeyde nasıl bir iç çatışma yaşadıklarını gözler önüne seriyor. Kayıp, acı ve kimlik bunalımı gibi temalar, okuyucuya bireylerin yaşadığı psikolojik derinlikleri hissettiriyor. Ayrımcılık ve dışlanma gibi unsurlar, bireylerin topluma karşı duyduğu güvensizliği artırarak, psikolojik travmaların süregeldiğini gösteriyor. Kitap, bu bağlamda, bireylerin yaşadığı psikolojik baskıların, toplumsal bellek ile nasıl iç içe geçtiğini irdeliyor.
Alevi Soykırımı, felsefi anlamda kimlik, bellek ve adalet kavramlarını sorguluyor. Alevi toplumu, tarihsel olarak maruz kaldığı soykırımların izlerini taşırken, bu durum kimliklerini derinden etkilemiştir. Felsefi açıdan bakıldığında, geçmişin acıları ve travmaları üzerine düşünmek, bireylerin kimliklerini yeniden tanımlama süreçlerine katkı sağlıyor. Adalet arayışı, sadece geçmişin hesaplaşması değil, aynı zamanda geleceğe yönelik umutların inşası için de kritik bir öneme sahip. Kitap, bu bağlamda, adaletin sağlanması ve geçmişle yüzleşmenin gerekliliğini vurgularken, aynı zamanda toplumsal barışın sağlanabilmesi için geçmişte yaşananların unutmaması gerektiğini savunuyor.
Alevi Soykırımı, Alevi toplumunun tarihsel süreçte maruz kaldığı kitlesel öldürmelerin ve soykırımların derin izlerini araştırıyor. Tarihsel bağlamda, Alevilik, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve sonrasında çeşitli dönemlerde hedef alınmış, ayrımcılığa ve şiddete maruz kalmıştır. Bu bağlamda, tarihsel olayların kökenlerine inmek, Alevi kimliğinin nasıl şekillendiğini ve bu kimliğin nasıl bir travma ile yüzleştiğini anlamak açısından büyük önem taşıyor. Yazar, tarihsel belgeler ve tanıklıklar eşliğinde bu olayları aydınlatmaya çalışırken, aynı zamanda günümüz toplumunda da bu travmaların nasıl yankı bulduğunu sorguluyor. Bu tarihsel analiz, okuyuculara Alevi toplumunun yaşadığı acıların ve mücadelelerin derinliğini aktararak, geçmişle günümüz arasındaki bağlantıyı kuruyor.
Bir Karakterle Sohbet Et
PREMIUM AIBu kitabın bir karakterinin sesinden cevap alabilirsin — Litopya AI o karakteri canlandırır.
Henüz gönderi yok. İlk paylaşımı sen yap.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz inceleme yok. İlk yorumu sen yaz.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz alıntı yok. Sen ilk alıntıyı paylaş.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz soru yok. İlk soruyu sen sor.
Henüz video yok. İlk videoyu sen yükle.
Karababa'nın Litopya kataloğunda bir kitabı bulunuyor: “Alevi Soykırımı (Genocide) Katliam - Kırım - Soykırım”. Kitap 2024 yılında İTALİK YAYINLARI etiketiyle yayımlandı. 368 sayfa. Araştırma-İnceleme kategorisinde yer alıyor. Kitabın tanıtımından: “2 Temmuz 1993, Sivas Madımak otelinde sevgili kız kardeşim Gülsün’ü ve otuz iki yol arkadaşını önce taşladılar, sonra ateşe vererek yaktılar. Canlarımız Sivas Valiliği’nin ve Kültür Bakanlığı’nın düzenlemiş olduğu, Pir Sultan…” Litopya okurları bu kitaba 10 puan bıraktı. Ortalama puanı 10 üzerinden 7.60.
Karababa sayfasının tamamı