İroni ve duygu arasında salınan bir ayna
Çiğdem Önal'ın bu kitabı beni en çok yakaladığı yer, sıradan bir kahvaltı sahnesini ya da metroya binişi aniden varoluşsal bir sorgulamaya çevirme becerisinde — yazarın dili o kadar akıcı ki fark etmiyorsun ne zaman gündelik gözlem derin felsefi bir sızıya dönüşüyor. Ama açıkçası bazı bölümlerde ironi o kadar kalın katmanlar halinde istiflenmiş ki, bazen ne hissedeceksem ne düşüneceğimi şaşırıyorum; sanki yazar kendi duygularından biraz uzaklaşmış gibi geliyor. Yine de bu belirsizlik belki de kasıtlı, belki de bizzat kitabın konusu — kendini bulma çabasının içinde kaybolmak.








