Sessizliğin Içinden Çıkan Ses
Saliha'nın öyküsünü okurken, her sayfada kendi içimde bir şeyler kırıldı ve yeniden şekillenmeye başladı. Zübeyde Işıkakdoğan'ın bu romanı, sadece bir kadının toplumsal baskılara direnmesini anlatmıyor; çömlekçilik sanatı aracılığıyla kendi ellerinin altında yeniden doğuşunu gösteriyor ve ben de bu dönüşüme tanık olmaktan kendimi alamadım. Öksüzlükten başlayıp erkek evlat beklentisinin ağır yükü altında ezilen Saliha'nın, sessiz çığlığını sonunda kendi sesiyle haykırması beni derinden sarsakladı—çünkü bu yalnızlık, bir çok kadının içinde sessiz kalan çığlığının hikâyesi gibi geldi. Romanın en güzel yanı, Saliha'nın acısını ve direncini birlikte sunması; onu ne kurban ne de kahraman olarak göstermesi, sadece bir insan olarak kalması—bu yüzden beni bu kadar yakından dokundu.






