Kaotik ama Samimi
Devekuşu Oteli'ni okurken sürekli gülümsedim ama aynı zamanda biraz da rahatsız oldum — sanki trajikomedinin sınırında geziniyordum ve bazen bu dengenin sağlam olmadığını hissettim. İpek'in depresyondaki rakununla konuşması, zebrası, papağanları... hepsi çok tatlı ve kurgusal, ama bir noktada bunların ne kadar derinliği var diye merak ettim; karakterler bazen karikatür gibi görünüyor. Yine de komiser Serim'in saçmalığı ve bütün bu kaosu birleştiren yazı tarzı beni çekti — kitap kendini çok ciddiye almıyor ve işte bu bana rahatlatıcı geldi. Sonunda, mizah ve melankoli arasında sıkışıp kaldığını hissettim; ne tam olarak güldürdü, ne tam olarak hüzünlendirdi, ama ilginç bir şekilde aklımda kaldı.







