Defne'nin Iztırabı Beni de Sarıp Sarmaladı
Uzuner'in bu kitabı okurken kendimi Defne'nin iç dünyasının labirentinde kayboldum — ve bu kayboluş bilerek yapılmış gibi hissettirdim bana. Kitabın temposu tam da bu yüzden özel: başta yavaş, neredeyse boğucu bir hava içinde ilerliyor, sonra aniden hızlanıyor, tıpkı Defne'nin duyguları değişken hava gibi çalkantıya uğradıkça. Hiç beklemediğim yerde bir cümle ya da sahne var ki, beni durduruyor, yeniden düşündürüyor — bu da Uzuner'in yazı akışını kasıtlı olarak kırıyor sanki, okuyucuyu Defne kadar huzursuz etmek için. Toplumsal baskıların ve kişisel özgürlüğün çatışması, kitabın her sayfasında hissediliyor ama hiçbir zaman didaktik değil; Defne'nin yalnızlığından çıkamayan, ama çıkmak da istemeyen karakteri, beni en çok etkileyen tarafı oldu.












