Bir Karakterin İç Dünyasına Girmek
İzmarit'i okurken fark ettim ki Cemal Latifoğlu, karakterini sadece anlatmıyor—onu çıplak bırakıyor. Başkarakter, kendisini tanımlarken kullandığı o basit, ama inanılmaz derinlikli cümleler ("tümseklerim yoktu, çukurlarım çelme takmazdı") beni sarıp sarmalıyor çünkü bu sıradan bir hayatın sıradan olmadığını gösteriyor. Kitap ilerledikçe karakterin nasıl bir dış etki karşısında çatırdadığını, kırılganlığının altında yatan gerçekleri keşfettiğimde, o sessiz, kayıtsız görünen insan birdenbire benim gözümde dehşet verici ölçüde canlı hale geliyor. Latifoğlu'nun karakteri insan yapması, onu "iyi" ya da "kötü" kutularına sokmamak, aksine onun çelişkilerini ve zaaflarını ısrarla gözümüze sokmak—işte bu yüzden İzmarit beni bırakmıyor.










