Bekleyişin içinde bulma sanatı
Zülâl'in yolculuğunu takip ederken kendimi bir ayna karşısında buldum—kitap sadece bir kızın hikayesi değil, aslında her birimizin sessiz çırpınışının portesi. Elif Veske'nin tırtıl-kelebeklik metaforu beni özellikle sarstı, çünkü o ağır ağır koza örme süreci, hayatın en acı ama en anlamlı kısmı olduğunu fark ettirdi bana; sanki sabırla beklemenin kendisi bir buluş, arama eyleminin kendisi bir bulunuş olduğunu çok zarif bir şekilde gösteriyor. Her sayfada bir sızı var ama o sızı boşluk değil, doluluğun işareti gibi geldi—yoksunluk değil, arayışın kendisinin güzelliği. Kitabı kapatırken hâlâ o latif soruların içindeyim: acaba ben neyi arıyorum, neyi buldum bile farkında olmadan?









