Yalnızlığın Sessiz Çığlığı
McCullers'ın bu romanı beni en çok karakterlerin birbirlerine olan çaresiz aşkları yüzünden etkiledi — herkes başka birini seviyor ama hiç kimse sevdiği kişi tarafından sevilmiyor. Bu kırılgan zinciir, özellikle Mick'in büyüme sürecinde ve Café'nin müdavimlerinin sessiz umutsuzluğunda çok acı bir şekilde görülüyor. Karakterler zamanla değişmiyor, sadece kendi hayal kırıklıklarıyla daha da içine kapanıyor ve bu da insanın gerçekten ne kadar yalnız olabileceğini gösteriyor. Kitap beni özellikle bu yüzden sarstı — çünkü hiç kimse kötü değildi, herkes sadece yanlış yerde, yanlış kişiye aşıktı.











