Yazın son günleriydi. Maraş Altı -Maraş Ovası- yanıyor, dumanı havaya gidiyor, ateşi şehre geliyordu sanki. Havada “Fıs der yel” yoktu. Güneş her zamanki yerinden batmamış, demirci örsünün üstünde balyoz yemiş kor demir misali; Maraş’ın mahallelerine, caddelerine, sokaklarına, evlerine, evlerin katlarına, katların odalarına, odalarının dolaplarına, dolapların çekmecelerine, çekmecelerin içindeki ölümlük, dirimlik urup altın kutularına kadar girmişti. Ağaçlar oksijen mi veriyor, karbondioksit mi belirsizdi. Kuşlarda, ağaç dallarına tutunacak mecal kalmamış, yerlere tünemişlerdi. Şehir barut fıçısına dönmüştü. Sıcak sinirleri alt üst etmiş, hayrına da konuşsan şerrine de söylesen kimseyle konuşulmaz olmuştu. Üçüncü değilse de dördüncü cümlede kavga kopuyordu. Karınca körelerindeki ana karıncalar, arı kovanlarındaki arı beyleri ikinci bir emre kadar işleri paydos etmişlerdi. Uyuz Pınarı’nın suyu, kesilmiş süt gibi akıyordu… Ökkeş eve gelmemişti. Vakit yatsıyı geçmişti. Şerif mezarlıktan korkardı…
Bu bölüm, yayınevinin tanıtım metni temel alınarak yapay zeka ile hazırlanmış bir yorumdur; kitabın doğrulanmış içerik özeti değildir. Eserin türüne göre karakter veya olay örgüsü yorumları geçerli olmayabilir.
Bu kitabın bir karakterinin sesinden cevap alabilirsin — Litopya AI o karakteri canlandırır.
Henüz gönderi yok. İlk paylaşımı sen yap.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz inceleme yok. İlk yorumu sen yaz.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz alıntı yok. Sen ilk alıntıyı paylaş.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz soru yok. İlk soruyu sen sor.
Henüz video yok. İlk videoyu sen yükle.
Aynı yazarın Litopya'daki diğer eserleri