Orhan Koloğlu'nun bu kitabı okuduğumda fark ettim ki basın tarihi aslında bir ülkenin vicdanının tarihi. Osmanlı'dan bugüne kadar gazetelerin, dergilerininkimin söz söylediğini, kimin susturulduğunu görmek; devlet, toplum ve hakikat arasındaki ilişkiyi yeniden anlamak demek. Özellikle 20. yüzyıl geçişlerinde basının nasıl çatıştığını, kırıldığını, yeniden inşa edildiğini okurken "bu da bize ait bir tarih" diye düşünüyorsunuz. Eğer Türkiye'nin nasıl konuştuğunu anlamak istiyorsanız, bu kitap o konuşmanın harita gibi işe yarar.


















