İTÜ Vakfı Yayınları’ndan Kasım 2018’de çıkan, “Televizyon Diye Bir Şey Varmış - Türkiye’de Televizyonculuğun Başlangıç Öyküsü, 1951-1971 İTÜ TV Dönemi” kitabı, bir dönemin az bilinen hikayesini anlatıyor. Her eve giren ve yaşı, cinsiyeti, gelir ya da eğitim durumu fark etmeksizin herkesin hayatının az - çok parçası olan televizyonun Türkiye’ye nasıl geldiği sorusunun peşine düşen en kapsamlı yayın hazırlandı. Televizyon teknolojisinin Türkiye’ye gelmesini sağlayan ve TRT Televizyonunun kuruluşuna zemin oluşturan İTÜ TV döneminin tüm yönleriyle ilk kez anlatıldığı kitap, yakın tarihimize dair bir belgesel yayın niteliği taşıyor. Zeynep Şahin Tutuk ve Burak Barutçu’nun 2 yıl süren araştırmasının ürünü olan kitap için İTÜ TV’nin yaşayan son tanıkları, aramızdan ayrılan isimlerin yakınları ve sanat dünyasının duayen isimlerinin de aralarında bulunduğu 23 kişiyle röportaj yapıldı. İlk ekran deneyimini İTÜ TV’de yaşayan ve röportajlarla o günleri anlatan isimler arasında; Halit Kıvanç, Erkan Yolaç, Haldun Dormen, Müjdat Gezen, Erol Evgin gibi isimler var. Kitabın yazarlığını Zeynep Şahin Tutuk, editörlüğünü İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca yaptı. Anı - İnceleme türündeki kitapta; akademisyenlerin zorluklarla yürüttüğü çalışmalardan ilk program formatlarının üretilmesine, duayen isimlerin ilk ekran tecrübesinde neler yaşadığından çok iyi bilinen şarkıların bilinmeyen hikayelerine dair pek çok bilgi ve anı yer aldı. Ayrıca dönemin gazete ve dergi kupürleri ile ilk kez yayınlanan fotoğrafları da kitapta yer buldu. KİTAPTAN… “İTÜ TV kendi memleketimizde olduğu gibi -birkaç memleket hariç- dünyada da öncü TV postalarından biri olmak şerefini kazanmıştır. Ve bugün dünyanın bütün TV bültenlerinde Türkiye’den bahseden bölümde İTÜ TV yer almaktadır. İşte biz bununla iftihar ediyoruz.” 1952’de başlayan yayınlar başlangıçta birkaç hanelik nüfusa ulaşır. Ama “Televizyon diye bir şey varmış duydunuz mu?” “Hiç televizyon seyrettiniz mi?” soruları toplumun günlük yaşamında dolaşmaya başladıkça, gazetelerde birbiri ardına TV haberleri çıktıkça ve dönemin sevilen isimleri beyaz camda göründükçe televizyonun “ihtiyaç” olma yolculuğu ivmelenir. Televizyon satan dükkân sayısı da giderek artar. 1952 yılında İstanbul’daki televizyon sayısı sadece 10’dur. 11 Ekim 1953 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki haberde ise rakam 30 olarak verilse de kamusal alanlarda televizyon cihazının yer almaya başladığına dikkat çekilir… 1 Mayıs 1966’da naklen maç yayını bu kez sorunsuz gerçekleştirilmiş üstelik sahanın içinden. Mithatpaşa Stadyumunda, ev sahibi Beşiktaş ile konuk Fenerbahçe’nin 11’leri; mikrofon başında da Halit Kıvanç yerini almış. O gün maçı anlatan Halit Kıvanç, bize de o günü anlattı… “Sabahın erken saatlerinde Dolmabahçe'ye gelmiştik. Hazırlıklar sanıldığından da uzun sürmüştü. Çünkü TV naklen yayını stadın içinden ilk kez yapılıyordu. Kameralara yer beğenmek çok vakit almıştı. Stattan yayın yapmak, stüdyoda program yapmak kadar kolay değildi. Stüdyoda seyirci, konuk oturur, konmuş olan disipline uyardı. Fakat statta bir gol olduğu anda yerinden fırlayan seyirciyi ‘Aman dikkat! Kameranın önünü kapatıyorsunuz, görüşü engelliyorsunuz’ diye durdurmak, oturtmak, susturmak mümkün değildi...” “İktidarda olanlar ‘bu televizyon kanunlara aykırı, kapatıyoruz’ dese halktan büyük tepki göreceğini biliyor. Haftada bir gün bile olsa insanlar TV’ye hasret ve büyük bir ilgiyle takip ediyorlar. Yani şunu düşünün; Türkiye’de yayın yokken gidiyorsunuz, televizyon alıyorsunuz sırf komşu ülkelerdeki yayınları izlemek için. O kanallar da her zaman çekmez atmosferin durumuna göre… Yayınların Türkiye’ye kadar ulaşması her zaman mümkün olmazdı. Yani büyük çaba sarf ediyorsunuz ama yine de bunu talep ediyorsunuz, ulaşmak için uğraşıyorsunuz. Yani insanlar bu yeniliğe aç, meraklı. TRT henüz TV yayınlarına başlamadan önce birçok kişi TRT genel yayın yönetmenini tenkit ederdi; ‘televizyonu neden bir an önce getirmiyorsunuz’ diye... Çok halk baskısı vardı. Aslında dünyadaki örneklere bakınca İTÜ TV olmasa çok geç kalınmıştır bizdeki TV yayınlarında. Düşünün o günün demir perde ülkesi Bulgaristan’da yayın var, biz onu izleyebiliyoruz ama Türkiye’de İTÜ TV olmasa yayın yok. Bu biraz ayıptır.” Aslında öylesine yazılan sözler değilmiş hiçbiri. Fecri Ebcioğlu’nun başından geçen hüzünlü bir aşk öyküsünün melankolik değil eğlenceli bir şarkıya dönüşümüymüş. Şarkıdaki adam kendisi esas kız ise Ebcioğlu’ndan yaşça epey küçük olan bir esmer güzeliymiş… Kitabın hazırlık aşamasında görüştüğümüz kardeşi Nevsal Ebcioğlu, o şarkının öyküsünü ilk kez anlattı. “İstanbul Sıraselviler’de bir gece kulübü vardı; Kulüp 12. Bir akşam Orhan Boran usta sahnedeydi. İlk kez izlediğim ‘Evet Hayır’ diye bir oyun oynattı. Bir hanımefendi ile yarışırken seyircilerin arasında beni gördü ve ‘Oooo işte mikrofon mesleğinde nöbeti devredeceğim insan geldi. Erkan Yolaç’a alkış’ diye anons etti. Millet beni alkışlıyor ama tanımıyor tabii… Radyoda program yapıyorum ama yüzümü bilen yok. Çağırdı beni, ‘Gel beraber Evet Hayır oynayalım’ dedi. Çıktım sahneye, bir de hanım aldı. Güya beraber oynattık ama tabii ki Orhan Abi yaptı şovu. Sahne sonrası çağırdı yanına; ‘Bak ben bu oyunu İngiltere’de izledim ama pek kullanmadım, yeni bir şey, bunu sen yap.’ Durup dururken kendisinin getirdiği yeni bir eğlenceyi bana verdi, ben de aldım. Ve tam 60 yıl Evet Hayır yarışmasını yaptık, efsane oldu. Bütün Türkiye sevdi.”
Bu bölüm, yayınevinin tanıtım metni temel alınarak yapay zeka ile hazırlanmış bir yorumdur; kitabın doğrulanmış içerik özeti değildir. Eserin türüne göre karakter veya olay örgüsü yorumları geçerli olmayabilir.
Televizyon Diye Bir Şey Varmış, Türkiye'de televizyonculuğun başlangıç öyküsünü detaylı bir şekilde ele alır. Kitap, 1951-1971 yılları arasında İTÜ TV dönemini merkez alarak, Türkiye'de televizyonun nasıl bir iletişim aracı haline geldiğini anlatmaktadır. Televizyonun ilk denemeleri, toplum üzerindeki etkileri ve izleyici kitlesinin gelişimi gibi konular, yazarların derinlemesine araştırmalarıyla şekillenir. İlk televizyon yayınlarının yapıldığı dönemde, medya çalışanlarının yenilikçi ruhu ve izleyici kitlesinin yeni bir deneyime açılması detaylı bir şekilde açıklanmaktadır. Bu süreçte, televizyon programlarının içeriği ve aile içindeki yeri gibi unsurlar da gözler önüne serilir. Kitap, sadece bir medya tarihi çalışması olmakla kalmaz, aynı zamanda televizyonun Türk toplumunun sosyo-kültürel yapısındaki dönüşümdeki rolünü de ortaya koyar.
Bu kitap, Türkiye'de televizyonculuğun ilk yıllarını ve bu süreçte yaşanan dönüşümleri ele alarak, medya tarihine dair önemli bir perspektif sunmaktadır. 1951-1971 yılları arasında, İTÜ TV dönemi üzerinden gelişen televizyonun toplumsal ve kültürel etkilerini araştırmaktadır. Yazarlar, dönemin sosyo-kültürel yapısını inceleyerek, televizyonun sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir toplumsal değişim unsuru olduğunu vurgulamaktadır. Kitap, izleyici kitlesinin gelişimi, televizyon programlarının içeriği ve televizyonun aile içindeki yeri gibi unsurları da ele alarak, televizyonun toplum üzerindeki etkilerini derinlemesine irdeler. Bu bağlamda, televizyonun nasıl bir sosyal etkileşim aracı haline geldiği ve bireylerin hayatlarına olan yansımaları üzerinde durulmaktadır.
Bu kitapta karakter olarak öne çıkan unsurlar, daha çok dönemin televizyoncu ve izleyici profilleri üzerinden şekillenmektedir. Televizyonun ilk yıllarında, medya çalışanları genellikle yenilikçi ve cesur bireylerdir; bu kişiler, bir yandan televizyonun kurulum süreçlerinde yer alırken, diğer yandan izleyici algısını şekillendirmeye yönelik programlar hazırlamaktadır. Dönemin izleyicileri ise, geleneksel medya alışkanlıklarından televizyon izleyiciliğine geçiş yapan bir kitleyi temsil etmektedir. Bu geçiş, aile dinamiklerini ve sosyal etkileşimleri derinden etkilemiştir. Yazarlar, bu karakterlerin deneyimlerini ve içsel çatışmalarını, genel olarak Türkiye'nin toplumsal yapısıyla ilişkilendirerek sunmaktadır.
Kitap, Türkiye'de televizyonun ilk yıllarındaki psikolojik etkileri de ele alarak, izleyicilerin televizyona nasıl bir ruh haliyle yaklaştıklarını inceler. Televizyonun, bireylerin sosyal etkileşimlerini nasıl dönüştürdüğü ve aile dinamiklerine olan etkileri üzerinde durulmaktadır. Dönemin izleyici kitlesi, televizyonun sunduğu yeni dünyanın etkisi altında kalmış ve bu durum, bireylerin düşünce yapısında değişimlere yol açmıştır. Televizyon, bir yandan eğlence sunarken, diğer yandan izleyicilere toplumsal olaylar hakkında bilgi verme işlevi görmüş, bu durum da izleyicilerin algısını ve dünya görüşünü etkilemiştir. Yazarlar, bu psikolojik dönüşümün toplum üzerindeki geniş yansımalarını ustalıkla işlemiştir.
Kitap, televizyonun yalnızca bir iletişim aracı olmanın ötesinde, bir toplumsal değişim unsuru olduğunu ortaya koymaktadır. Televizyonun, bireylerin düşünce dünyalarına ve toplumsal normlara olan etkisi, felsefi bir bakış açısıyla irdelenmektedir. Yazarlar, televizyonun toplum üzerindeki etkilerini değerlendirirken, medya ve gerçeklik arasındaki ilişkiyi sorgulamaktadır. Televizyon, izleyicilerin dünyayı algılayış biçimini şekillendirirken, aynı zamanda toplumsal değer yargılarını da değiştirme gücüne sahiptir. Bu felsefi tartışmalar, kitabın derinliğini artırmakta ve okuyucuya medyanın toplumsal etkileri üzerine düşünme fırsatı sunmaktadır.
Televizyon Diye Bir Şey Varmış, Türkiye'de televizyonculuğun tarihsel gelişimini detaylı bir biçimde ele almaktadır. 1951 yılında başlayan televizyon denemeleri, ülkenin medya tarihindeki ilk adımları simgeler. Bu dönemde, televizyonun toplumsal yapı üzerindeki etkileri ve iletişim alanındaki dönüşümler, kitapta geniş bir perspektifle incelenmektedir. İTÜ TV'nin kurulması ve gelişimi, Türkiye'deki medya politikalarının ve toplumsal dinamiklerin bir yansımasıdır. Kitap, televizyonun gelişimiyle birlikte, izleyici kitlesinin değişimini ve dönemin siyasi ve kültürel bağlamını da göz önünde bulundurarak, tarihsel bir anlatım sunmaktadır.
Bir Karakterle Sohbet Et
PREMIUM AIBu kitabın bir karakterinin sesinden cevap alabilirsin — Litopya AI o karakteri canlandırır.
Henüz gönderi yok. İlk paylaşımı sen yap.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz inceleme yok. İlk yorumu sen yaz.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz alıntı yok. Sen ilk alıntıyı paylaş.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz soru yok. İlk soruyu sen sor.
Henüz video yok. İlk videoyu sen yükle.
Zeynep Şahin Tutuk'un Litopya kataloğunda 2 kitabı bulunuyor. Kitapları 2018-2022 yılları arasında Alfa Yayinlari, İTÜ VAKFI YAYINLARI etiketiyle yayımlandı. Kitaplarının ortalama hacmi 328 sayfa. Eserleri ağırlıklı olarak Anı (Hatırat) ve Araştırma-İnceleme kategorilerinde yer alıyor. En çok ilgi gören kitabı “Televizyon Diye Bir Şey Varmış Türkiye'de Televizyonculuğun Başlangıç Öyküsü, 1951-1971 İTÜ TV Dönemi” (okur puanı 9.00). Kitabın tanıtımından: “İTÜ Vakfı Yayınları’ndan Kasım 2018’de çıkan, “Televizyon Diye Bir Şey Varmış - Türkiye’de Televizyonculuğun Başlangıç Öyküsü, 1951-1971 İTÜ TV Dönemi” kitabı, bir dönemin az bilinen hikayesini anlatıyor. Her eve giren ve yaşı…” Litopya okurları bu kitaplara 13 puan bıraktı. Ortalama puanı 10 üzerinden 9.00.
Zeynep Şahin Tutuk sayfasının tamamıAynı yazarın Litopya'daki diğer eserleri