XVII. Yüzyıl Osmanlı Devleti için dönüm noktasıdır. Artık hal eskiden farklıdır. Herkes bir şeylerin değiştiğinin, ancak bu değişmenin iyiye alamet olmadığının farkındadır. Ne değişti? Niçin değişti? Nasıl değişti? soruları sorulmaya başlanır. Soruların cevapları aynıdır. ‘’Kanun-i Kadim’’ değişmiştir. Öyle ise, ‘’Kanun-i Kadim’’e dönülmelidir. Ama nasıl? Geçmiş şu andan geriye doğru insanın ilk yaratılışına kadar geçen zaman değildir. Her insanın hasret duyduğu geçmiş bu büyük zamanın şu veya bu parçasıdır. Bugün değindiğimiz şey ise, genellikle insanın hayatında geçmişle karşılaştırılan kısmıdır; gelecek de içinde bunduğumuz andan itibaren sonsuza –veya bilinmeyen sona- uzanan zaman... Geçmişe hasretle bakmanın asıl sebebi insanların daha iyi bir dünya istemeleridir… Hiç kimse geçmişin sefalet ve adaletsizlikle dolu bir devrini özlememiştir. Özlenen şeyler, bugünkü hayatın bizi mahrum bıraktığı kıymetlerdir; mazinin hangi devrinde o kıymet en yüksek mevkide ise o devre hasret çekiyoruz. (Erol Güngör) Halbuki değişen iç sistem (kanun-i kadim) değildi. Sistem dışı (Batıdaki) değişmelerin ya gözlenememesi, ya da büyüklük kompleksinin gözlerini kapatması, değişmenin bir bütün olarak algılanmasını engeller. İleride fark edildiğinde iş işten geçmiş olur. Doğu ile Batının gelişme ve ilerleme anlayışları farklı olmuştur. Batı değişme ve ilerlemeyi, mihaniki bir tarzda; her kademede biri ötekinden farklı; biribirini aşan yeni olgular meydana getirmek suretiyle bir senteze ulaşmak şeklinde anlar. İlerleme, bir durumdan ötekine geçme; bir sıçramadır. Halbuki Doğu bu olguyu, bir buğday tanesinin bir başağı oluşturması gibi kendi iç dünyasından filizlenen bir oluşum (tekevvün) olarak açıklar. Biri bir varlıktan bir başka varlığa geçiş; bir yan yana ilerleme, diğeri aynı varlığın kendi içinde meydana gelen bir iç içe değişme ve olgunlaşmadır. (Orhan Türkdoğan) Deyim yerinde ise, Milli-İnşacılar maziden devir alınan varlık ve malzeme üzerinde yeni bir yapı (inşa) projesi üzerinde çalışırlar. Proje üç sütun üzerine oturur: Türk Milleti, İslam Dini, Çağdaş (Muasır) Medeniyet. Gökalpin ifadesi ile, Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak. Elde mevcut bu araştırma, Türk-İslam Düşünce Tarhi‘nde ve Türk Sosyolojisi‘nde Milli-inşacı Projeler’’i tanımak/tanıtmak amacındadır.
Bu bölüm, yayınevinin tanıtım metni temel alınarak yapay zeka ile hazırlanmış bir yorumdur; kitabın doğrulanmış içerik özeti değildir. Eserin türüne göre karakter veya olay örgüsü yorumları geçerli olmayabilir.
Kitap, Türk-İslam düşünce tarihine odaklanarak sosyal düşünmenin gelişimini ve milli inşacı Türk sosyologlarının rolünü kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Yazarlar, Türk toplumunun sosyolojik yapısını anlamak için tarihi bir perspektif sunar ve sosyal düşüncenin evrimine dair derinlemesine bir analiz yaparlar. Eser, Osmanlı'dan Cumhuriyet dönemi sürecine kadar uzanan sosyal düşünce akımlarını, bu akımların Türk toplumundaki yansımalarını ve sosyal değişimlerle olan ilişkilerini irdeler. Ayrıca, Türk sosyologlarının toplumsal meselelerdeki yaklaşımlarını ve çözüm önerilerini inceleyerek, okuyucuya bu düşüncenin çağdaş sorunlarla nasıl ilişkilendirilebileceğine dair bir çerçeve sunar. Böylece, kitap sadece akademik bir inceleme değil, aynı zamanda sosyolojik bir tartışma platformu oluşturur.
Bu eser, Türk-İslam düşünce tarihinin sosyolojik boyutunu ele alarak, sosyal düşünmenin köklerini ve gelişimini incelemektedir. Yazarlar, Türk toplumunun sosyolojik yapısını anlamak adına, İslam düşüncesi ile Türk kültürü arasındaki etkileşimleri derinlemesine analiz eder. Bu bağlamda, milli inşacı Türk sosyologlarının katkıları ve fikirleri merkezde yer alır. Kitap, sosyal düşünmenin sadece akademik bir alan olmadığını, aynı zamanda toplumsal dönüşüm ve milli kimlik oluşumunda ne denli önemli bir rol oynadığını vurgular. Türk-İslam düşüncesinin sosyolojik yansımalarını keşfederken, aynı zamanda çağdaş sosyal problemleri de ele alır ve geçmişten günümüze uzanan bir perspektif sunar.
Bu kitapta belirli karakterleri incelemekten ziyade, Türk-İslam düşünce tarihinde yer alan sosyologların fikirleri ve bunların toplumsal yansımaları ön plana çıkmaktadır. Yazarlar, Türk sosyologların sosyolojik düşünceye katkılarını, düşünce sistemlerinin nasıl şekillendiğini ve toplumsal yapı üzerindeki etkilerini analiz eder. Bu bağlamda, milli inşacı sosyologlar, toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilecek düşünce yapıları geliştirmişlerdir. Eser, bu düşünürlerin bireysel özelliklerinden ziyade, kolektif bir düşünsel mirasın inşasında nasıl bir rol oynadıklarını ortaya koymaktadır.
Kitap, Türk-İslam düşüncesinin sosyolojik boyutunu incelerken, bu düşüncenin birey ve toplum üzerindeki psikolojik etkilerini de göz önünde bulundurmaktadır. Sosyal düşünmenin, bireylerin kimlik ve aidiyet duygularını nasıl şekillendirdiği, toplumsal normların ve değerlerin birey üzerindeki etkileri üzerinde durulmaktadır. Türk sosyologların düşünceleri, bireylerin toplumsal yapılar içinde nasıl bir yer edindiklerini ve bu yapıların bireylerin psikolojik durumlarını nasıl etkilediğini anlamaya yönelik önemli veriler sunar. Bu bağlamda, toplumsal değişimlerin bireylerin psikolojisinde yarattığı dönüşümler de ele alınmaktadır.
Eser, Türk-İslam düşünce geleneğinin felsefi boyutlarını da irdelemektedir. Sosyal düşünme geleneği, Türk toplumunun felsefi temellerini anlamak için bir araç olarak kullanılır. Yazarlar, sosyal düşüncenin felsefi sorgulamalarla nasıl iç içe geçtiğini ve bu sorgulamaların toplumsal yapıları nasıl şekillendirdiğini tartışmaktadır. İslam felsefesi ve Türk düşünce geleneği arasındaki etkileşimler, toplumsal değerlerin oluşumunda belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, kitap, okuyucuya sosyal düşüncenin felsefi temelleri üzerine derinlemesine bir bakış sunar.
Bu kitap, Türk-İslam düşünce tarihinin sosyolojik boyutunu incelerken, tarihi bağlamı da göz önünde bulundurmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet dönemi Türkiye’sine kadar uzanan süreçte sosyal düşüncenin nasıl evrildiği, dönemin sosyo-kültürel dinamikleri ile ilişkilendirilerek ele alınmaktadır. Tarihsel olaylar, toplumsal yapılar ve sosyal düşünce arasında kurulan bağlantılar, okuyucunun bu düşünce geleneğinin köklerini anlamasına yardımcı olur. Eser, Türk toplumunun tarihsel arka planını kapsayarak, sosyal düşünmenin tarihsel gelişimini ve özellikle milli inşacı sosyologların bu süreçteki etkilerini detaylı bir şekilde ortaya koyar.
Bir Karakterle Sohbet Et
PREMIUM AIBu kitabın bir karakterinin sesinden cevap alabilirsin — Litopya AI o karakteri canlandırır.
Henüz gönderi yok. İlk paylaşımı sen yap.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz inceleme yok. İlk yorumu sen yaz.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz alıntı yok. Sen ilk alıntıyı paylaş.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz soru yok. İlk soruyu sen sor.
Henüz video yok. İlk videoyu sen yükle.
1950 yılında Trabzon'un Of Kazası'nın Geçitli Köyü'nde doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi.
Prof. Dr. Zeki Arslantürk sayfasının tamamıAynı yazarın Litopya'daki diğer eserleri








