Felsefe ağır, ritim aksak
Karakoç'un varoluş sorgulamalarını çok ciddi ele aldığı görülüyor, ama kitabın temposu beni biraz yordu — felsefi derinliğin ağırlığı altında anlatı bazen nefes alamıyor, sanki karakterler kendi iç monologlarında sıkışıp kalıyor. Özellikle ilk bölümlerde bu çekişmeyi hissettim: çok şey söylemek isteyen bir yazar ile okuyucunun ritmine uyamayan bir akış. Yine de kimlik arayışı temasının ne kadar samimi işlendiğini görmek hoşuma gitti, sadece sayfalar arasında biraz daha soluk almak isterdim.


















