Aşkın Sessiz Çöküşü
Nemirovsky'nin bu romanı beni özellikle Yves'in duygusal felçliğinin Denise'in tutkusu karşısında nasıl eriyen bir buzul gibi davrandığını izlerken derinden sarstı — sanki iki farklı dünyadan insanın birbirini bulması değil, birbirini yok etmesi hikâyesini okuyordum. Hendaye'nin ışığından Paris'in gri soğuğuna gidişte, aşkın ne kadar da ince bir ipliğe bağlı olduğunu, bir anın, bir sözcüğün, bir sessizliğin her şeyi nasıl çökerteceğini görmek beni çaresizliğe itti. Genç bir yazarın bu kadar keskin gözlemle, insan ilişkilerinin en ağır anlarını yazabilmesi, beni kitabı kapatıp uzun süre düşünmeye mahkûm etti.












