Bu çalışma içtihatlı mevzuat incelemesidir. (TBK. 393– 447. maddelerinde) düzenlenen, HİZMET SÖZLEŞMELERİ ile ilgili davalar, genel bilgiler, açıklama ve örneklerle. çalışmaya alınmış olup, güncel ve yeni tarihli Yargıtay kararları ile araştırılmıştır. Çalışmadan Özetler; İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 401. maddesine (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 323. maddesinin ikinci fıkrası) göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, iş yerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, iş yerinin özellikleri, emsal işçilere o iş yerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. İşçinin alacak miktarı belirlenirken, bu hesabı doğrudan etkileyecek olan işçinin gerçek ücretinin saptanması gerekmektedir. Gerçek ücret; işçinin kıdemi, yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücrettir. İş sözleşmesinin tarafları görünüşte bir ücret belirlemiş olabilirler, ancak bu ücret tarafların aralarında kararlaştırdıkları gerçek ücret olmayabilir. Uygulamada bazen taraflar arasında kararlaştırılmış olan gerçek ücret (örneğin SGK primlerini daha az ödemek amacıyla) bordroya yansıtılmamakta, daha düşük (örneğin asgari ücret) gösterilmektedir. Bu gibi durumlarda hâkim tarafından gerçek ücretin saptanması yoluna gidilmelidir (Süzek, S.: İş Hukuku, 11. Baskı, İstanbul 2015, s: 394, 395) İş sözleşmesinin tarafları arasında ücret miktarı konusunda çıkabilecek ihtilaflarda gerçek ücretin her türlü delille ispatı mümkündür. Aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, tanık beyanları gibi delillerle işçinin imzasını taşıyan ücret bordroları veya hizmet sözleşmesinde yazılı olan ücretin gerçek olmadığı kanıtlanabilir. Ücretin mevcut delillerle şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi mümkün bulunmayan kimi durumlarda, yapılacak iş, hizmet süresi ve diğer belirleyici özellikler göz önünde tutularak ve ayrıca ilgili meslek birliklerinden sorulmak suretiyle de belirlenebilir. Meslek birliklerince bildirilen ücret miktarları tarafları ve mahkemeyi bağlayıcı nitelikte olmayıp, diğer bilgi ve belgelerle de Y 9. Hukuk Dairesi 2016/15516 E., 2016/17659 K. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak tanımlanabilir. Hukukî anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki hukukî ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. Kusur sorumluluğu, bir kimsenin hukuka aykırı ve kusurlu bir davranışla sözleşme dışında diğer bir kimseye vermiş olduğu zararın giderilmesini düzenleyen sorumluluk türüdür. Bu sorumlulukta kusur, sorumluluğun kurucu unsuru olarak düzenlenmiştir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Baskı, Ankara 2017, s. 594). Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür (Tandoğan, Haluk: Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara 1967, Kusur sorumluluğuna doktrin ve uygulamada eş anlamda olmak üzere “haksız fiil sorumluluğu” veya “sübjektif sorumluluk” da denilmektedir. Bununla birlikte sorumluluğun asli şartı; zararla söz konusu davranış veya olay arasında bir sebep sonuç ilişkisinin bulunmasıdır. Bu sebep sonuç ilişkisine genel anlamda illiyet bağı denir. Burada sözü edilen illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre, sebebin, meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır (Eren, s.561). Başka bir deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır. İlliyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru veya üçüncü kişinin kusuru nedeniyle kesilebilir. Aynı zamanda sorumluluktan kurtulma sebebi olan bu üç sebep, sadece kusur sorumluluğunda değil, kusursuz sorumlulukta da kabul edilmektedir (Eren, s. 561). Her üç neden açısından da, illiyet bağının kesildiği iddiası, sorumlu kişiler tarafından açıkça ispatlanmadıkça kabul edilmemelidir. Bu bakımdan sorumluluktan kurtulmak oldukça zorlaştırılmıştır. Sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorunda ise de, zararlı sonucun doğmasına zarar veren yanında zarar görenin kusuru veya bazı durum ve davranışları ya da umulmayan olaylar da katkıda bulunmuşsa tazminattan belirli bir indirim yapılması hakkaniyete daha uygun düşmektedir. Bu düşünce ile tazminattan indirim sebepleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda) ve diğer bazı özel kanunlarda düzenlenmiştir. Tazminattan indirim sebeplerinin en önemlileri ise Türk Borçlar Kanunu’nun “Haksız Fiilden Doğan Borç İlişkilerinin” düzenlendiği İkinci Ayırımda yer alan 51. ve 52. maddelerinde (818 sayılı Borçlar Kanunu m.44) belirtilen sebeplerdir. Sözü edilen bu tazminattan indirim sebepleri, özel hükümler mevcut olmadıkça akdi sorumlulukta da uygulanacaktır. Zira Türk Borçlar Kanunu’nun 114. (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 98.) maddesinde haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerinde de uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesinin 1. fıkrası; “Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.” hükmünü içermektedir. Görüldü
Bu bölüm, yayınevinin tanıtım metni temel alınarak yapay zeka ile hazırlanmış bir yorumdur; kitabın doğrulanmış içerik özeti değildir. Eserin türüne göre karakter veya olay örgüsü yorumları geçerli olmayabilir.
Filiz Berberoğlu Yenipinar'ın 'Yargıtay Uygulamasında Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Hizmet Sözleşmeleri' adlı eseri, Türk Borçlar Kanunu'na dayanan hizmet sözleşmelerinin Yargıtay uygulamalarını kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Kitap, hizmet sözleşmelerinin tanımından başlayarak, tarafların yükümlülüklerini, sözleşmenin ifası sürecini ve olası ihtilafları ele almaktadır. Yargıtay'ın vermiş olduğu kararlar üzerinden, hukukun nasıl uygulandığını ve sözleşmelerle ilgili ortaya çıkan sorunların nasıl çözüldüğünü detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, çeşitli Yargıtay kararları örnek gösterilerek, uygulamadaki pratik sorunlar ve hukuki çerçeveler arasında bağlantılar kurularak zengin bir içerik sunulmaktadır. Yazar, okuyucularına hukuk uygulayıcıları, avukatlar ve akademisyenler için önemli bir referans kaynağı oluşturacak şekilde derinlemesine bilgi vermektedir.
Bu kitap, Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde hizmet sözleşmelerinin Yargıtay uygulamasını ele alarak hukuki bir perspektif sunmaktadır. Yazar, hizmet sözleşmelerinin hukuki niteliği, tarafların yükümlülükleri ve sözleşmenin ifası gibi konuları derinlemesine incelemektedir. Hizmet sözleşmelerinin iş hayatındaki önemi ve Yargıtay kararları ile bu sözleşmelerin nasıl şekillendiği üzerine yoğunlaşan kitap, hukukçular ve akademisyenler için önemli bir kaynak oluşturuyor. Yasal düzenlemelerin yanı sıra, uygulamadaki sorunlar ve Yargıtay'ın bu sorunlara yaklaşımı, kitabın ana temalarını oluşturuyor.
Bu kitapta karakter analizi yapılacak bir kurgu karakter bulunmamaktadır. Ancak, yazar Filiz Berberoğlu Yenipinar, hukuki bir perspektiften hizmet sözleşmelerine dair çeşitli durumları ve bu durumların Yargıtay uygulamasındaki yansımalarını ele alarak, okuyucularına hukukun doğası hakkında derinlemesine bilgi sunmaktadır. Yazarın analitik yaklaşımı, okuyucuya hukuki terimleri ve kavramları anlamada yardımcı olurken, aynı zamanda uygulamada karşılaşılan sorunları da gözler önüne sermektedir.
Yargıtay uygulamaları ve Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde hizmet sözleşmeleri, yalnızca hukuki bir mesele olmanın ötesinde, tarafların psikolojik durumlarını da etkilemektedir. Sözleşmenin tarafları arasında güven, beklenti ve sorumluluk gibi psikolojik unsurlar önemli bir rol oynamaktadır. Tarafların yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda yaşanan hayal kırıklığı ve güvensizlik, taraflar arasındaki ilişkiyi zedeleyebilir. Bu kitap, sözleşmelerin ruhunu anlamak ve tarafların psikolojik durumlarını göz önünde bulundurmak açısından önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Ayrıca, Yargıtay'ın kararları, hukukun sadece bir kural seti olmadığını, aynı zamanda insan ilişkilerinin karmaşıklığını da barındırdığını göstermektedir.
Hizmet sözleşmeleri, hukukun felsefi temelleriyle derin bir bağ içerisindedir. Bu bağlamda, bireylerin özgür iradeleriyle yaptıkları sözleşmelerin, sosyal düzenin ve ekonomik ilişkilerin yapı taşlarını oluşturduğu söylenebilir. Yargıtay uygulamaları, hukukun sadece soyut bir sistem olmadığını, bireylerin yaşamına dokunan somut bir gerçeklik taşıdığını ortaya koymaktadır. Sözleşmelerin ifası ve tarafların hakları ile yükümlülükleri üzerine yapılan felsefi tartışmalar, adalet ve eşitlik gibi kavramların önemini vurgulamaktadır. Bu kitap, hukukun bu felsefi yönünü ele alarak, okuyucularına derin düşüncelere dalma fırsatı sunmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu, Türkiye'deki hukuki sistemin temel taşlarından biridir. 2012 yılında yürürlüğe girmiş olan bu kanun, hizmet sözleşmeleri gibi çeşitli sözleşme türlerini düzenleyerek, taraflar arasındaki ilişkilerin hukuki çerçevesini belirlemektedir. Yargıtay, bu kanunun uygulamasında kritik bir rol oynamakta ve verdiği kararlarla hukukun gelişimine katkıda bulunmaktadır. Kitap, Yargıtay'ın hizmet sözleşmeleriyle ilgili kararlarına odaklanarak, tarih boyunca bu sözleşmelerin nasıl evrildiğini ve hukukun nasıl şekillendiğini incelemektedir. Bu bakımdan, hem hukuki hem de tarihsel bir perspektif sunmaktadır.
Bir Karakterle Sohbet Et
PREMIUM AIBu kitabın bir karakterinin sesinden cevap alabilirsin — Litopya AI o karakteri canlandırır.
Henüz gönderi yok. İlk paylaşımı sen yap.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz inceleme yok. İlk yorumu sen yaz.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz alıntı yok. Sen ilk alıntıyı paylaş.
İçerik eklemek için giriş yap.
Henüz soru yok. İlk soruyu sen sor.
Henüz video yok. İlk videoyu sen yükle.
Filiz BERBEROĞLU YENİPINAR, Litopya'da en çok okunan yazarlardan biri. Litopya kataloğunda 155 kitabı yer alıyor. Kitapları 2015-2026 yılları arasında Adalet Yayınları, ARİSTO HUKUK YAYINEVİ, Aristo Yayınları etiketiyle yayımlandı. Kitaplarının ortalama hacmi 457 sayfa. Eserleri ağırlıklı olarak Hukuk ve Temel Kitaplar kategorilerinde yer alıyor. En çok ilgi gören kitabı “Hukuk Mahkemelerinde İhtiyati Tedbir” (okur puanı 7.89). Litopya okurları bu kitaplara 1.125 puan ve 4 inceleme bıraktı. Ortalama puanı 10 üzerinden 8.54.
Filiz BERBEROĞLU YENİPINAR sayfasının tamamıAynı yazarın Litopya'daki diğer eserleri













Jean Jacques Rousseau
⭐ 8.2 · 130

Ergin Ergül
⭐ 8.8 · 34

Halil KALABALIK
⭐ 8.7 · 39

Faruk Erem
⭐ 8.6 · 65

Mehmet Pehlivan
⭐ 8.3 · 34

Said Yaşar Demiröz
⭐ 8.0 · 38