1984, özgürlük ile kontrol arasındaki çatışmayı derinlemesine işler. Parti, bireylerin düşüncelerini ve duygularını kontrol ederek, onları tamamen teslim alırken, özgürlük duygusunu yok eder. Winston'ın içsel isyanı, bireysel özgürlüğün ne denli kıymetli olduğunu gösterirken, kontrol mekanizmalarının insan ruhunu nasıl şekillendirdiğini de sorgulatır. Bu denge, bireyin varoluşsal mücadelesi ve devletin baskıcı gücü arasında sürekli bir gerilim yaratır. Sonuç olarak, özgürlük, insanın en temel ihtiyacı olarak öne çıkar, ancak totaliter bir sistem altında bunun korunması imkânsız hale gelir.