Zaman ve hafıza, Proust'un eserinde birbirini tamamlayan iki temel unsurdur. Anlatıcının geçmişe dair anıları, zamanın geçişiyle şekillenirken, bu anılar da zamanın doğasına dair derin bir anlayış kazandırır. Albertine'in kaybı, anlatıcının hafızasında sürekli bir yankı bulur ve geçmişe dair özlemi derinleştirir. Zamanın geçici doğası, bireyin anılarını nasıl yaşattığını ve bu anıların birey üzerindeki etkilerini sorgulamasına yol açar. Sonuç olarak, Proust, zaman ve hafızanın karmaşık ilişkisini ustaca işlerken, okuyucuya insan ruhunun derinliklerine dair önemli ipuçları sunar.