Burroughs'un yaşamındaki sanat, onun içsel çatışmalarını, bağımlılıklarını ve toplumsal eleştirilerini şekillendiren temel bir unsur olmuştur. Sanat, Burroughs için sadece bir ifade biçimi değil, aynı zamanda kendini keşfetme ve varoluşsal sorgulamalarını yanıtlama aracı olmuştur. Eserlerindeki deneysel yazım tarzı, onun kimliğini biçimlendirirken, bireyselliğini ve toplumsal normlara karşı duruşunu pekiştirmiştir. Bu bağlamda, sanat, Burroughs'un hayatında hem bir kaçış hem de bir yüzleşme aracı olarak önemli bir rol oynamıştır.