Eşrefoğlu Divanı'ndaki aşk anlayışı, tasavvuf felsefesi ile derin bir bağ kurar. Asaf Halet Çelebi, aşkı yalnızca insana özgü bir duygu olarak değil, aynı zamanda ilahi bir deneyim olarak da ele alır. Tasavvufta aşk, insanın Tanrı’ya olan özlemi ve birleşme arzusunu simgeler. Çelebi, bu aşkı doğanın güzellikleri ve insani duygular aracılığıyla işlerken, okuyucuya derin bir ruhsal yolculuk sunar. Böylece, aşkın hem dünyevi hem de ilahi boyutları, eser boyunca birbirini tamamlar ve okuyucunun düşünsel bir keşif yapmasına olanak tanır.