Kitaplar

Konuşan Zaman

Dedeler Boş Yere Horlamaz

Elhamdülillah Diyen Tabelalar

Güneşe Yolculuk: Hz. Muhammed (S.A.V)'in Hayatı

Caminin Kelebeği

Uzaya Gönderilen Hurma

Marketteki Maşallahlar

Bulutlu Kek

Kintsugi Değerli Yaralar

Kimsin Sen?

Oruç Kahramanları

Filistin Hikayeleri Denizden Nehre Kadar Özgür Filistin

İçimdeki O Ses

Dede Korkut Hikayeleri

Dervişin Yolu

Allah Beni Seviyor (Fleksi Kapak)

Uçma Taklidi

İçimdeki Zıp Zıp Ses

Dünyayı Gezen Ayakkabı

Sarmaşık Gezegeni

Akıl İpleri

Zehirli Eller / Hikaye Anahtarcısı 3

Tuhaflıklar Asansörü / Hikaye Anahtarcısı 1

Oruç Kahramanları (7+ Yaş)

Kardan Adam Üşümek İstiyor

Dünyayı Gezmek İsteyen Çorap

Allah Beni Seviyor

Ejderhalar Zamanı / Hikaye Anahtarcısı 2

Tuhaflıklar Asansörü / Hikaye Anahtarcısı 1

Ejderhalar Zamanı / Hikaye Anahtarcısı 2

Dede Korkut Hikayeleri (Ciltli)

Allah Loves Me

Güneşe Yolculuk: Hz. Muhammed'in Hayatı (Ciltsiz-Büyük Boy)

İşlenmemiş Suç

Satuk Buğra Han Destanı

Göç Destanı

Ergenekon Destanı

Taburcu

Yazarlar ve Aşkları

Feminizm

Alpamış Destanı

Ciltli / Güneşe Yolculuk: Hz. Muhammed'in Hayatı
Öne Çıkan Alıntılar
““Her tarafı zerre zerre evliya kokan toprağın ve damla damla feyiz akan suların, kanlı gözyaşları döken dervişlerin şehrine geldik” dedi, burası Konya‘ydı.”
“Kudüs'ün önünde eğilmiş İstanbul'um. İmparatorluğun Kudüs'ün hizmetinde olduğunu anlatan bir mektubum. Sultan dahi, Mescid-i Aksa'da edilen dualara muhtaç bir fakir olduğunu anlatan haberciyim. Ben birkaç deve, birkaç sandık mal değilim. Ahirette sizi cennete çağıracak sesim.”
“Kudüs'ün önünde eğilmiş İstanbul'um. İmparatorluğun Kudüs'ün hizmetinde olduğunu anlatan bir mektubum. Sultan dahi, Mescid-i Aksa'da edilen dualara muhtaç bir fakir olduğunu anlatan haberciyim. Ben birkaç deve, birkaç sandık mal değilim. Ahirette sizi cennete çağıracak sesim.”
“Selçuklular, yıllar sonra baskının yapıldığı bu yere Alâeddin Câmii’ni inşa ettiler. Sinop’un gözleri gibidir bu câmi. Bir insanın gözlerine bakar gibi bu câmiye bakarsınız yıllar evvel burada şehit olan bir Türk delikanlısını görebilirsiniz. Atının üzerinden tam buraya devrilmiştir. Adı, Orhan olabilir mi? On dokuz yaşındadır belki. Babası Orta Asya’daki bir köyde demircidir. Annesi ise keçi sütünden peynirler yapmaktadır. Allah’a sırtlarını yaslamış iki ihtiyardır onlar. Dünyada Sinop diye bir yer olduğunu da bilmiyorlardır. Kulak verirseniz, şardıvanda akan suyun bu hikayeyi fısıldadığını duyarsınız. Su, abdest alan insanların ellerine kapanarak anlatır olanları. Seyyid Bilâl Hazretleri, sağ kalan birkaç cengaverle atlarını sürerek şehrin tepesine doğru ilerlediğinde ona, dedesi Hz. Hüseyin Efendimiz’e saldırdıkları gibi saldırdılar. Kâfirin kılıcı Seyyid Bilâl Hazretleri’nin pâk boynuna değdi. Hz. İbrahim Bilâl ise kesilen güzel başını yerden alıp kolunun altına koyarak tepeye çıkmaya devam etti ağır ağır.… ”
““Her tarafı zerre zerre evliya kokan toprağın ve damla damla feyiz akan suların, kanlı gözyaşları döken dervişlerin şehrine geldik” dedi, burası Konya‘ydı.”
““Her tarafı zerre zerre evliya kokan toprağın ve damla damla feyiz akan suların, kanlı gözyaşları döken dervişlerin şehrine geldik” dedi, burası Konya‘ydı.”

