Kitaplar
Öne Çıkan Alıntılar
“Nasıl Kıydılar Sana (Narin'e Atfen) Çiçeklere atfedilir senin ismin, Esintide bile incinir bedenin, Kuşlar gibi masum yüreğin, Bilemediler mi neden adın Narin? Sığdıramadılar seni koca dünyaya, Nasıl da kıydılar narin canına, Göz mü koydular yoksa altın tacına, Belki de varistin padişah tahtına. Gülümsemendi belki bunlara sebep, Bitmek bilmedi onlara, gittiğin mektep, Hangi edep, hangi meşrep, hangi mezhep; Yazmaz hiç birinde, ne kalem ne mürekkep. Kaderin bir caniye komşu etti seni, Bulamadın etrafında tek bir seveni, Çocukken gördün en acı gerçeği, Kırılsın sana uzanan elin bileği. Babanı mı beklediler gitsin diye uzağa, Hangi kirli vicdan nasıl çekti seni tuzağa, Koyun bile kıyamazken yavrusuna, Çok gördüler hayatı nazlı kuzuya. Nehirler paklar mı hiç, kirli elleri? Nerede beslediler sana bu kini, Zihinlerinde topladılar zehri, Akıttık sandılar körpecik bedeni. Kimsesiz görüp kendilerince sakladılar, Unutulur, geçer gider bu da sandılar, Üç beş kuruşa kanıp aldandılar, Pahası olmayan narin bir cana kıydılar. Hangi nefesiniz tutar sizi dünyada, Kabul etmez ki zalimi musalla, Nasıl hesap vereceksin mizanda? Bilmez misin ne ceza var kullara? Narin’i değil! İnsanlığı verdiniz toprağa. Söz, Narin nezdinde yitip giden canlara, Daha çok mısra gelse de dudaklara, Fayda vermez hiçbir söz kalbi karaya.w”
“Acaba İpekten işlenmiş bir gönülde, Hangi cevher saklanır acaba. Bal damlayan altın püskülde, Rüzgâr nasıl seslenir acaba. Çakır gözlerden atılan name, Gönül deryasına olur mu? Bahane, Kirpiklerinde beliren gel değişine, İcap ile meçhule dalınır mı acaba? Rana simaya serilen kâkül, Letafetle iltifata olur mu? Tekabül, Biçare aşığın gönlü eder mi? Tahammül, Temayül edene zül olur mu acaba? Meh-peyker’de allanmış iki yanak, Her zarafete kucak açmış bir konak, Yorgun kalplere istemsiz durak, Seyretsek efsunu kaçar mı acaba? Şefatan gizler akıl süsü zebanı, İki kelam ile vefasız eder elbanı, Cilban ile süslenmiş mavi türbanı, Aklımdan bir daha çıkar mı acaba? Hali, endamı bilmem nazdan mıdır? Yoksa utangaç halli olandan mıdır? Bu vakfe, bu asillik soyundan mıdır? Mağrursa gönül perdemi yırtar mı acaba? Hangi gönül tezgâhında işlenir muhabbeti, Nasip midir ki bir kula dünyada ki cenneti, Eğer açılmamışsa onun da gönül gülleri, Cesaretle gelen cüreti kabul eder mi acaba? Bahara çevirdi yolları geçerken güzel kokusu, Kalemle çizmişler sanki boyunu posunu, Ayıp olur mu? Çevirip baksam boynumu, Büyü bozulur, gizem kaybolur mu acaba? Her gönülde, tende sevgi aynı mıdır acaba? Gönül meyledince mi coşar yürek acaba? Yazgı mı tetikler kalbi böyle atmaya acaba? Yoksa kader yaşanırken bir oyun mudur acaba?”
“Tek Cümle Hangi silah söndürür, Şehitler tepesindeki nuru. Kim söküp alabilir ki Sinelerdeki iman yüklü ruhu. Cesaret, onur, izzet Türkün manevi yurdu. Şehitlik olmasaydı eğer Hangi el, hangi yürek, Türk’e sebep olurdu. Atasından emanet ona bu yurdu, Dini, tarihi, milleti, Onun tek gururu. Ölümden yeğdir namusu, Şehitliktir tek arzusu. Sancağı alırsa bir eline, Gider düşmanın üstüne, Hem de en derine. Korku hissetmez bir nebze, Yol olur, siper olur, yar olur, Menzile koşan askere. Anlatamazsın Türk’ü, Hiçbir lisan ile. Tarihe bak, söyler sana, Tek tek, belge belge. Şahittir! Titreyen yer, dalgalanan bayrak. Gerek yok başka delile, “Türk esaret kabul etmez!” Al sana tek cümle.”
“Zerreler Zereler hazinedir, Hakikati taşır. İlmik ilmik işlenen, Şifreleri vardır. Onu çözen anlar gerçeği, Ulaşır katreye. Öğrenir hüküm vermeyi. Her yangına sebep, Ufak bir kıvılcım. Nice büyük kapıları açar, İki kelimelik tılsım. Sel alır her tarafı, Durmazsa gökten düşen damla. Nice dostluklar biter, Kötü bir lafla. Zamanı tüketir her akıp giden salise, Noktalar birleşir, Dolar her bir sahife. Cilt cilt kitap olur, bilgi olur, Dağılır her yere, İşte, o damla damla mürekkeple. Sahillerde bent olur, Tane tane kumlar, Koskoca deryalara, Meydan okur. Atomlarda gizlidir, Kâinatın sırrı, Elektron, proton yurdu. Şayet şaşarsa, Yörüngesindeki yolu, Felaket olur, Kavurur her bir orduyu, Her bir bitkiyi, otu. Karakterler gizlidir DNA’larda. Koskoca soyların, Şifreleri saklıdır burada. En ince kılcallar, Hayat verir insana. Çözülmeyen davalar, Nihayete erer, Parmak uçlarıyla, Düşüp de yapışan salyalarla. Bedeni yerler, Ufacık mikroplar. Katre katre büyük bedenleri, Yatağa sokarlar. Virüs olup çoğalınca, Kapı pencereyi kapattırıp Evlerde esir alırlar, Sokaklara hasret bırakıp Hüküm koyarlar. Merhem bulmak istersen derde. Anla zerreleri, özünü incele, Nasıl sirayet eder, Nereden gelir nereye gider, Nerede başlar nerede biter, Nasıl yaşar nasıl kırılır, Neden burada bulunur. İki atom birleşir, Suyu oluşturur. Denizleri, deryaları doldurur. Bazen önüne geçilmez bir güç, Bazen durgun bir hali olur. Bağrında binlerce canlı taşır. Aş olur, şifa olur, hayat olur. Yürekleri serinleten bir ferahlık, Bazen de bedenlere ağır gelen, Bir damla yaş olur. Bir tutam tuz , Derdine derman olur. Sofrana yemek, Ağzında tat olur. Lezzete ram, Bedenine güç olur. Lakin fazla gelirse Dert olur, tasa olur, gam olur. Ufacık buğdaylardan , Çıkan zerreler, Un olur, hamur olur, ekmek olur. Yemeğine azık, Yoluna yoldaş olur. Azına çok, dostuna üleş olur. Bir anlık gafletle, Söner ocaklar, Servetler hiç olur. Dağılır kül olur, Onca emekler, cabalar. Yıllarca biriktirdiklerin, DevamıKitapta”
“Hacemmi öte kay acık, Böğün kuluç durdu dalıma, Garşı oda pek bigaranlık, Ceyranda kaldım yil durdu sırtıma. Abam getirmiş gara haranı, Bülüç çekmiş hazaar canı, Çemkirdi durdu eğreti geline, Gumpir pişirilir mi ağşam diye. Zerhoş gocası yine yıkmış ortalığı, Gupayı gırıp devirmiş zopayı, Dinelecek hali kalmamış leş her yanı, Başından aşağı geçirdim dolu govayı. Ağşam alettirikler kesilmiş gine, Börtü böcü dolmuş zibil zinide, Çıbartmış, depik atmış kızın beline, Güya gomşuya tizikirken ayağı kaymış sekide. Aman okuma onu düğüne falan, Sorarsa dirsin aporle bağırdı ya lan, İkrah ettim şu son yaptığından inan, Sen de şu çocuğa bi don alsan. Hasanın motor yine battı çıktıda kalmış, Babasının zıttına zıttına iş yaparmış, Eve zibil gibi odun yığa kalmış, Alettirikli bışgı aldı ya biyerleri kalkmış. Gün ağarınca aspapları gözelce yudum, Sonrada iyice bi kendim yundum, Iscak olmuş güğüm, ılıştırdım su döktüm, Çağlıkta tıkanmış, açarken ayağımı gömdüm. Senin zırtık yine dolaşır avare avare, Bir baltaya sap olmadı, köpek taşlar gine, Küllükte cam bulmuş kesmiş elini, Bışgı kesti diye kandırmış emmisini. Kıyamadım gine ekmeğine salça sürdüm, Sökülmüş esbabı iğneyle üzerinde ördüm, Didim oğlum sen napan ne iş görün, Elalem adam olur, sen elliyin körünü görün. Gonşular abamdaymış, bizde bi bakalım, Gakılı papuç var, kim geldi bağlım, Gülüm çok galmayacağız çay koyma bize, Sizde olduğunu duyunca, bi bakalım didik tiyzeme. İniştemde yorulmuş, gözü kapanıp gider, Habarı yok altından, gaymış gitmiş minder, Uyanınca sinirli olur, şimdi bize bilenir, Galk len Yaşar gidelim, şimdi cümle kapı kitlenir. Bu gözü körolmayasca gine dolaşır dışarıda, Yallı yallı gezer ilin havlusunda, Osman emmi itiyin bi önünde dur, Isırır belki hayvana güven mi olur? Anov! Biz gelinceye kadar saat bak gaç olmuş, Çocuklar zıbarmış, ocak gine kül dolmuş, İlbiz bağlamış kapının savatına, Gaç canım sende orayı burayı inceleyip durma, Gonya burası tozda olur toprakta.”
“Olmadı İhtimallerin hepsi dile getirildi ama hakikat söylenmedi, Tüm tasvirler çizildi ama sima netleşmedi, Taşlar döşendi ama hiçbiri gediğe denk gelmedi, Kitaplar okundu ama malum olan bilinemedi, Her yola giden döndü ama o yola giden geri dönmedi. Âşıklar çoğaldı ama gerçek sevgi zuhur etmedi, Sesler birleşti ama istenilen o şarkı daha söylenemedi, Her gelen geçti bu gönülden ama o daha silinmedi, Yazılan tüm yazılar hakikate erdi ama o bilinmedi, Sinelerden boşaltıldı da yükler, bir tek o yük indirilemedi. Her bir kelimeye bulundu da kafiye o yalnız kaldı, Ritimle devam eden musiki onda yanıldı, Sırayla devrilen taşlar, ona gelince yolundan caydı, Her şeye çok gelip yeten, ona yetmedi azdı, Dervişlere kucak açan şeyh, onu başından savdı. Problemler çözüldü, bir o soru cevapsız, Tek tek konuşulup hatır soruldu, bir o kaldı selamsız, Tamam denildi, onay verildi yalnız o karasız, Dertliler buldu dermanı da o hala rahatsız, Çözüldü sorunlar da onunla bitmedi kavgamız. Bazen yüreğinin bir yanı hep boşluk, Herkesten uzak, bir şeyler hep kopuk, Ne yapsan olmaz karşında hep zorluk, Uç uca gelmez hesaplar hep bozuk, Cümleler boğar seni hep abuk sabuk.”

