Kitaplar

Doğu'nun Kayıp Kralı Bir Batı Efsanesi Prester John'un Yükselişi ve Düşüşü

Ortaçağ Kıta Avrupası'nda Dinsel Sapkınlıklar: Ariusçuluktan Husçuluğa

Ortaçağ Avrupa Tarihi Üzerine Kavramlar ve Olgular

Modern Avrupa Tarihini Yeniden Düşünmek Aydınlanma'dan 19. Yüzyıl Sonuna
Öne Çıkan Alıntılar
“Feodal ilişkilerin (..) tanımlandığı Viktorya Dönemi'nde feodal sosyo-politik ve iktisadi sistem hakkındaki bakış açısı, siyasal ve iktisadi güce sahip aristokratların ilkesel düzeyde hiyerarşinin en üst basamağında yer aldığını mutlak surette kabul ettikleri Kral'a sadakat düşüncesine dayanıyordu. Sadakatin tabii neticesi aristokratların toplumsal düzen içinde kendi sınırlarının farkında olmalarıydı. Böylece herkesin arzu edebileceği istikrarlı bir idari yapı tesis edilebilirdi. Fakat tarihsel süreçteki birçok olay ve olgunun gösterdiği üzere, ilkesel düzeyde kabul edilen geleneksel ön kabuller birçok durumda uygulama sahasında geçerliliklerini yitirirler. Bir başka ifadeyle, gerçek olayların ritmi teorik olanı aşar niteliktedir. Bunun en tipik görünümü yerel otorite olarak siyasi ve iktisadi güce sahip olan lordların kendi hırs ve arzuları yönünde hareket etmeyi tercih etmeleri ve kendi yetki sınırlarım aşarak merkezi otoriteyle çatışma halinde olmalarıydı. Bu durumun neden olduğu feodal sistemdeki bozulma, 12. yüzyıldan 14. yüzyıl sonuna kadar devam etmiş ve 15. yüzyılın anarşik siyasal ve toplumsal yapısına giden yolu açmıştı.”
“tarihsel bir olay ve olgunun bugünün değer yargılarına göre ya da kötü olduğuna ilişkin hüküm verme arayışı, en hafif ifadesiyle geride kalmış bir tarihçilik anlayışını yansıtır.”
“tarihsel bir olay ve olgunun bugünün değer yargılarına göre ya da kötü olduğuna ilişkin hüküm verme arayışı, en hafif ifadesiyle geride kalmış bir tarihçilik anlayışını yansıtır.”
“Ortaçağ Avrupa tarihçiliğinin profesyonel bir disiplin olarak ortaya çıkışına iki eğilimin neden olduğunu görmekteyiz. Temelleri Rönesans ve Aydınlanma dönemlerinde atılan eleştirel birinci kaynak incelemesine dayalı metodolojik tarih anlayışı 19. yüzyıl tarihçiliğinin profesyonelleşmesini şekillendirmiş, bilimsel ve objektif tarih araştırması olarak kabul edilen yaklaşım Ortaçağ tarihçiliğinin seyrine yön vermiştir. Ortaçağ tarihçiliğini tarihsel dönemlerin üvey evladı olmaktan kurtaran ise Romantik milliyetçiliğin tetiklediği milli devlet oluşumlarının tarihsel kökenlerini arayıp bulma isteği olmuştur. Birbirine tezat gibi görünen iki farklı düşünsel gelenek olan Romantizm ve Aydınlanma'nın profesyonel bir disiplin olarak Ortaçağ tarihçiliğinin doğmasına yol açması aslında bu disiplinin zenginleşmesini de sağlamıştır. Karşılaştırmalı kültür incelemeleri, folklor çalışmaları gibi sosyo-kültürel tarih alanına giren konular, Ortaçağ tarihçiliği profesyonelleştikçe tarihçilerin ilgi odağı hâline gelmiş ve anakronizmin bütün olumsuz etkilerine karşın tarihsel süreklilik fikrinin zihinlere yerleşmesini mümkün kılmıştır.”
“tarihsel bir olay ve olgunun bugünün değer yargılarına göre ya da kötü olduğuna ilişkin hüküm verme arayışı, en hafif ifadesiyle geride kalmış bir tarihçilik anlayışını yansıtır.”
