Kitaplar

Felsefe ve Toplumbilim Yazıları

Türk Düşününde Batı Sorunu

Unutulan Yıllar

Türkiye'de Çağdaşlaşma

Asya Mektupları

Atatürk ve Devrimler

Türkiye İktisat Tarihi

Teokrasi ve laiklik

Batıcılık, Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler

Patrikhane ve Ekümeniklik

Türk Düşününde Batı Sorunu

Felsefe Ve Toplumbilim Yazıları
Teokrasi Ve Laiklik

200 Yıldır Neden Bocalıyoruz

Atatürk Ve Devrimler

İslamlık, Ulusçuluk, Sosyalizm

100 Soruda Türkiye İktisat Tarihi 2 Cilt-Takım KOD: 6-A-51

Arap Dünyasında İslamiyet, Milliyetçilik, Sosyalizm
Öne Çıkan Alıntılar
“Dil, anlaşma aracıdır; düşüncenin gelişmesinin, uluslaşmasının, siyasal özgürlük rejiminin kurulabilmesinin çimentosudur. Devletle toplum, din ile dünya, okumuş ile cahil, doğu geleneği ile batı ilerlemesinin arasında geçiş yollarının açılmasının en önemli aracıdır. Semantik problem, anlam problemidir. Dil, yazı ve onun çeşitli görünüş araçları, birleşecek bir toplum içinde karşı karşıya gelenler arasında karşılıklı anlam kurma aracı oldukları zaman, bu bütünleşmede büyük rol oynarlar. Dil, karşılıklı anlam taşıma niteliğini kazanamadığı zaman toplumda ancak bir kültür curcunası egemen olur.”
“Dünyadaki değişikliklerin farkında olmayan, coğrafya bilgisinden yoksun olan adamların elinde devlet yönetmek pusulasız gemi yürütmek gibi bir şeydir.”
“Dünyadaki değişikliklerin farkında olmayan, coğrafya bilgisinden yoksun olan adamların elinde devlet yönetmek pusulasız gemi yürütmek gibi bir şeydir.”
“Bir toplumda en yüksek sayılan değerler, özellikle böyle zamanlarda, dinsel değerler kılığına girmeye de eğilimlidirler. Din, geleneğin en son sığınağı, en son savunma kalesidir. Aslında toplumun eski yaşayışının kökeninden gelen birçok alışkanlıklar, kolaylıkla din gereği imiş gibi bir nitelik kazanırlar. İşte bunun içindir ki, çağdaşlaşma sözcüğünün özü, "laikleşme" sözcüğünün söylemek istediği gibi toplumu bu dinselleşme hummasının yakasından kurtarma işi imiş gibi gözüküyor ve burada laicisme ile secularism terimlerinin anlamları, ayrı sözcük kökenlerinden geldikleri halde, birbirine uyuyor. Bu söylediğimiz eğilimden ötürüdür ki, bir toplumda değişme zorunlulukları ortaya çıkınca, bilerek bilmeyerek ya da isteyerek istemeyerek çağdaşlaşmaya doğru bir yönelme başlayınca, o zamana dek açıkça din şemsiyesinin altına girmemiş birçok kişiler değişme yağmuru karşısında bu şemsiyenin altında toplanmaya başlar.”
“Dünyadaki değişikliklerin farkında olmayan, coğrafya bilgisinden yoksun olan adamların elinde devlet yönetmek pusulasız gemi yürütmek gibi bir şeydir.”

