Adam paniğe kapılmış bir halde sokaklardan kaçmaya başladı. Aklı karmakarışıktı. Kendi ölümünü duymuştu ama buradaydı, nefes alıyordu. O halde bu nasıl mümkün olabilirdi?
Bir kafeye girip arka köşeye oturdu. Kendini toparlamalıydı. Garson gelip sipariş almak istediğinde, titreyen sesiyle bir kahve söyledi. Ellerini masaya koydu, derin bir nefes aldı. O sırada karşısına biri oturdu.
"Sakin ol. Her şeyi anlatacağım," dedi adam. Gözleri derin bir bilgiyle parlıyordu. "Ama önce kim olduğunu öğrenmeye hazır olmalısın. Çünkü gerçek seni alt üst edebilir."
Adamın gözleri büyüdü. "Sen kimsin? Beni nereden tanıyorsun?"
Yabancı başını eğdi, cebinden bir zarf çıkardı ve masaya koydu. "Bunu aç. Ama unutma, öğrendiklerin seni geriye dönüşü olmayan bir yola sokacak."
Adam titreyen elleriyle zarfı açtı. İçinden birkaç fotoğraf düştü. Hepsi tanıdık ama bir o kadar yabancıydı. Birinde kendisini görüyordu… ama bir başkası olarak. Başka bir hayatın içinde.
Yabancı konuştu: "Sen sandığın kişi değilsin. Ve buraya nasıl geldiğin, sandığından çok daha büyük bir gerçeğin parçası."
Adamın nefesi kesildi. Artık tek bir şey yapabilirdi: Gerçeği öğrenmek. Ama öğrendikleri, onu korkunç bir gerçekle yüzleştirecekti…