Ayakları onu istemsizce şehrin merkezine götürdü. Büyük bir reklam panosunun önünden geçerken gözleri bir anda donakaldı. Panoda kendi yüzüne benzeyen bir adamın fotoğrafı vardı. Altında büyük harflerle yazan kelimeler kanını dondurdu:
KAYIP: BU ADAMI GÖRDÜNÜZ MÜ?
Kendi yüzüne benzeyen ama aynı zamanda tamamen yabancı olan bu adamın kim olduğunu bilmeliydi.
Birden panik içinde yanına yaklaşan bir adam fark etti. Adamın gözleri korku ve şaşkınlıkla doluydu. "Sen... Sen buradasın! Ama nasıl?" diye fısıldadı.
Adam, "Beni tanıyor musun?" diye sordu, sesi titriyordu.
Diğer adam başını salladı. "Evet... Ama bu imkânsız. Sen bir hafta önce öldün!"
Sözler kulaklarında yankılandı. Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Kendi ölümünü duymak, her şeyin ötesinde bir şoktu.
"Nasıl yani? Ben buradayım. Hayattayım!" diye bağırdı.
Adam geri adım attı. "Senin hakkında haberler çıktı. O kazayı herkes biliyor. Senin... cesedin bile bulundu."
Beyninde yankılanan bu cümle, onu büyük bir boşluğa sürükledi. Eğer ölmüşse... Şu an burada olan kimdi? Ve neden hala hayattaydı?
Gerçeği öğrenmek için artık duramazdı. Geçmişini keşfetmek için geri dönüşü olmayan bir yola girdiğinin farkındaydı. Ama asıl soru şu oldu: Gerçek, hatırladığından çok daha korkunç olabilir miydi?