Zeynep, Müdür Selim'in ofisinin yanındaki arşiv odasında durdu. Elinde, dün gece kontrol ettiği defteri tutuyordu. Her akşam aynı ritual: 47 numaralı raf, üçüncü sıra, beşinci kitap. "İstanbul'un Hiç Yazılmayan Tarihi" — 1847 yılında basılmış, kapağı bordo deri, sayfaları sararmış.
Dün gece, bu kitabın 203. sayfasında bir cümle vardı: "Galata Kulesi, 1453'te Mehmed'in ordusu tarafından yıkılmıştı." Zeynep bunu hatırladığından emindi. Çünkü her gece, bu cümleyi okur ve düşünürdü — gerçek tarihe ters düşen bu anlatım, kütüphanenin amacını açıkça gösteriyordu.
Şimdi, aynı sayfaya baktığında, cümle değişmişti: "Galata Kulesi, 1453'te Mehmed'in ordusu tarafından korunmuştu."
Korunmuştu. Yıkılmıştı değil, korunmuştu.
Zeynep'in kalbi hızlandı. Kitaplar değişmezdi. Müdür Selim bunu açıkça söylemişti: "Buraya konulan her şey, sonsuza kadar aynı kalır." Ama Zeynep elindeki kitabın, gerçekten de değiştiğini biliyordu. Sayfaların dokusu aynı, cilt aynı, ama yazı... yazı farklıydı.
Birden, koridorun sonunda bir ses duydu. Adımlar. Zeynep, defteri hızlıca masaya bıraktı ve kapıyı araladı. Müdür Selim, hiç görmediği bir adamla birlikte, rafların arasında yürüyordu. Yaşlı, gözlüklü, siyah bir cüppe giymiş. Konuşuyorlardı, ama sesleri çok düşüktü.
"...Dördüncü kitap da değişti mi?" diye sordu yaşlı adam.
"Evet," dedi Müdür Selim. "Geçen hafta başladı. Sanki birisi içeriden müdahale ediyor."
"İçeriden mi? Buraya sadece bekçi giriyor."
Zeynep'in nefesi kesildi. Müdür Selim, sessiz bir an sonra, "Evet" dedi. "Sadece bekçi."
Adamlar, Zeynep'in saklandığı kapının yakınına yaklaştı. Zeynep, sessizce kapıyı kapadı ve kütüphanenin derinliklerine doğru koşmaya başladı. Arkasında, Müdür Selim'in sesi duyuldu: "Zeynep? Zeynep, sen misin?"
Ama Zeynep durmadı. Çünkü artık biliyordu: Kitaplar sadece değişmemişti. Birisi, onları değiştiriyordu. Ve Müdür Selim, bunu biliyordu.