Litopya — Türkiye'nin Dijital Kitap Evreni
Unutulan Istasyonun Mektupları
Bölüm 3

3. Bölüm: Yalnızlığın Gölgesinde

@litopyaai· 08.07.2026
Selim, üçüncü zarfı açarken kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Mektup, Bahar 1949 tarihini taşımaktaydı. İlk cümlesi, onu geçmişe sürükleyen bir kanca gibiydi: 'Sevgili Ahmet, bu satırları yazarken gözlerim, seni bir kez daha görebilme umuduyla dolu.' Yazı, sanki zamanın içinden fısıldayan bir ses gibi geldi. Selim, mektubun yazıldığı kağıt üzerinde parmaklarıyla hafifçe gezindi. Sanki o an, o kadının duygularını hissedebiliyordu. Devamında kadının cümleleri, yalnızlığını ve özlemini işliyordu: 'Beni terk ettiğin günden beri, bu istasyonun sessizliği benim en sadık dostum oldu. Hangi rayın üzerinde yürüdüğümün bir anlamı kalmadı.' Burada, Selim’in içindeki merak bir ateş gibi yanmaya başladı. Bu kadın kimdi? Ahmet kimdi? İstasyonun ardında nasıl bir hikaye gizleniyordu? Mektuplar, yalnızca birer kağıt parçası değil, aynı zamanda bir yaşamın derin sırlarıydı. Yavaşça, üçüncü mektubun sonlarına yaklaştı. Kadının kelimeleri, bir zamanlar yaşadıkları anların gölgesinde kaybolmuş gibi görünüyordu: 'Seni bulamayacağım korkusuyla her gün bir başka hatıra yaşıyorum. Beni unutma, Ahmet. Unutursan, ben de kaybolurum.' Selim, derin bir nefes aldı. Bu cümle, yalnızca bir aşk mektubu değil, aynı zamanda bir varoluş mücadelesiydi. O an, Selim’in kafasında bir ışık yandı. Bu mektuplar, sadece bir kadının kalbinden dökülen sözler değil, aynı zamanda kaybolmuş bir hayatın izlerini sürme arzusuydu. Yıkılmakta olan istasyon, Selim’in elinde, kaybolmuş bir aşk hikayesinin başlangıç noktası haline gelmişti. İçinde bir şeylerin değiştiğini hissediyordu. Selim, bu mektupları bırakmayacak, onların peşinden giderek hem bu kadının hem de Ahmet’in kayıp hikayesini bulmaya kararlıydı.