Zeynep, kütüphanenin en derin katında uyandı. Ya da uyandığını sandı. Gözlerini açtığında, çevresinde sadece karanlık ve sessizlik vardı. Saatin kaçı olduğunu bilmiyordu; telefonu elinde değildi. Müdür Kerem'in gösterdiği masasında çalışırken, bir dosya çıkmıştı. Üstünde sadece bir ad yazıyordu: "Zeynep Akın - 1995."
Kendi dosyası.
Titremeleyen elleriyle dosyayı açmıştı. İçinde fotoğraflar vardı. Kendisinden, ama değişik bir Zeynep. Saçları uzun, gözleri daha canlı, yüzünde bir tebessüm. Ama Zeynep bu fotoğraflardaki kızı tanımıyordu. Asla görmemişti bu gülüşü. Hayatında hiç böyle gülmemiş miydi?
Bir not vardı dosyanın sonunda. El yazısı, titrek, yaşlı birinin yazısı:
"Zeynep Hanım, eğer bunu okuyorsanız, doğru yere geldiniz. Siz burada sadece görevli değilsiniz. Siz bir vakadır. Altı yıl önce, bu kütüphaneye ilk kez geldiniz. Bir anınızı silmek için. Ama o anı silmek, başka şeyleri de sildi. Biz onu geri getirmeye çalıştık, ama başarısız olduk. Şimdi, Müdür Kerem'in deneyi başlatması için siz hazır hale geldiniz."
Zeynep'in kalbi çılgınca atmaya başladı. Altı yıl önce? O dönemin hiçbir şeyini hatırlamıyordu. Lise sonundan sonrası, bir siyah delik. İlk defa bu kadar net fark etti: o zamanın hiç fotoğrafı yok hayatında. Sosyal medyasında da yok. Ailesine sorduğunda, "Seni çok az fotoğrafladık o yıl" demişlerdi. Tuhaf bir bahaneydi.
Birden, kütüphanenin lambaları yandı. Zeynep gözlerini kısıp, masanın karşısında Müdür Kerem'i gördü. Gözlükleri ışığa parlıyordu.
"Hazır mısın?" diye sordu.
"Neye hazır?" Zeynep'in sesi çatıl çıkmıştı.
"Unuttuğun şeyi hatırlamaya. Ama uyarı: hatırladığında, hiçbir şey aynı olmayacak. Çünkü o anı silmek istemedin tesadüfen. Birileri sildirtti seni."
Zeynep, dosyasındaki o gülüşlü fotoğrafa baktı. Kendisini, ama kendisi olmayan. Müdür Kerem'in elinde bir kitap vardı. Kapağında, kendi adı yazıyordu.
"Okumaya hazır mısın?" diye sordu Kerem, kitabı açarak.
Zeynep, ilk kez o gece, korktu. Gerçek korktu.