Akıcı kitap
Bir solukta okudum, çok zamanım yoktu ama bitirmeden duramadım.
Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç bu kitabında başta Müslümanlar olmak üzere düşünen ve gerçeği arayan tüm insanlara dört boyutlu bir yapıya sahip olan dinin/İslam’ın aslî ve nihaî amacını hatırlatıyor. Kaybolmaya yüz tutmuş bulunan Geleneğe sarılmanın ne kadar elzem olduğu konusunda son derece hayati bir ikazda bulunuyor ve şöyle sesleniyor: “Din çok boyutlu bir yapıdır. Dinin Hakikat boyutu onun esas ve kurucu yönüdür. Ancak toplumların geneline bakıldığında dinin bu metafizik yönünün ihmal edildiğini görüyoruz. (…) Dinimiz son yıllarda yaygın bir şekilde sosyo-politik bir olguya, bir protest slogana, siyasal ütopyalara, devlet yönetimi şeklinde telakki edilerek ideolojik bir fikre indirgenmiştir. (…) Dinin ve onun metafizik boyutu olan tasavvufun aslî ve nihai gayesi onu kendi hakikatine yani Allah’a ulaştırmaktır. Bir başka deyişle onu gerçek insan haline getirmektir. Din ve tasavvuf denilen şeyin ana gayesi Allah ile insan arasında daima mevcut bulunan irtibatı tesis etmektir. (…) Bunun da bir yolu, yöntemi vardır. Rabb ile kulu arasındaki irtibatı gösteren ve talim eden yolun adı tasavvuftur.”
Bu bölüm, yayınevinin tanıtım metni temel alınarak yapay zeka ile hazırlanmış bir yorumdur; kitabın doğrulanmış içerik özeti değildir. Eserin türüne göre karakter veya olay örgüsü yorumları geçerli olmayabilir.
Geleneğin Peşinde, Mahmud Erol Kılıç'ın tasavvuf ve İslam geleneği üzerine kaleme aldığı derin bir eser. Kitap, geleneksel değerlerin günümüzdeki yansımalarını sorgularken, tasavvufî öğretilerin bireyin ruhsal yolculuğundaki önemini irdeliyor. Yazar, geçmişten gelen bilgi birikimini, modern yaşamın dinamikleriyle harmanlayarak okuyucuya sunuyor. Gelenek ve modernite arasındaki çatışmanın yanı sıra, tasavvufun birey üzerindeki etkilerini, içsel huzur arayışını ve manevi gelişimi ele alıyor. Kılıç, tasavvufun derinliklerine inerek, okuyucuyu kendi iç dünyasına bir yolculuğa davet ediyor. Bu süreçte, geleneksel öğretilerin modern hayata nasıl entegre edilebileceğine dair ipuçları veriyor. Eser, tasavvufî düşünceyi, felsefi bir bakış açısıyla ele alarak, okuyucunun kişisel ve toplumsal sorgulamalarını derinleştiriyor.
Geleneğin Peşinde, İslam ve Tasavvuf temaları etrafında dönen bir eserdir. Yazar Mahmud Erol Kılıç, geleneksel değerlerin ve tasavvufî anlayışın çağdaş dünyadaki yerini sorgular. Kitap, insanın manevi yolculuğuna ve içsel keşfine odaklanarak, bireyin ruhsal gelişimi için geleneğin önemini vurgular. Gelenek ile modernite arasındaki gerilimi ele alırken, okuyucuya derin bir düşünsel yolculuk sunar. Tasavvufun özündeki öğretilerin, bireyin yaşamındaki yansımaları ve toplumsal hayata etkileri üzerinde durarak, okuyucunun manevi bir bakış açısı kazanmasına yardımcı olur.
Bu kitapta belirgin bir karakter yoktur; zira eserin odak noktası bireysel ve kolektif ruhsal deneyimlerdir. Ancak, yazarın sesini ve düşünsel yapısını bir karakter gibi düşünebiliriz. Mahmud Erol Kılıç, şekil ve içerik arasında sağlam bir denge kurarak okuyucuya rehberlik eder. Tasavvufi öğretileri, öznel deneyimlerle harmanlayarak sunar. Bu bağlamda, yazarın düşünceleri ve bakış açısı, kitabın ana karakteri gibi okuyucuya yön verir ve içsel sorgulamalarını derinleştirir.
Kitap, bireyin ruhsal gelişimini ve içsel huzur arayışını derinlemesine ele alıyor. Yazar, tasavvufun birey üzerindeki psikolojik etkilerini analiz ederken, geleneksel değerlerin ruhsal dengeyi sağlama konusundaki rolünü vurguluyor. Geleneksel öğretilerin bireyin psikolojik durumunu nasıl şekillendirdiği üzerine düşünceler geliştiriyor. Bu bağlamda, okuyucu kendi içsel çatışmalarını ve yaşadığı ruhsal sorunları ele alarak, geleneğin sağladığı öğretilerle kendini yeniden keşfetme fırsatı buluyor. Kılıç, tasavvufun sağladığı derin içgörülerin, bireyin psikolojik iyileşme sürecinde nasıl bir katalizör işlevi gördüğünü ortaya koyuyor.
Felsefi açıdan bakıldığında, Geleneğin Peşinde, gelenek ve modernite arasındaki diyalektiği sorguluyor. Yazar, tasavvufun felsefi temellerini ve insanın varoluşsal arayışını ele alarak, okuyucuyu derin düşüncelere yönlendiriyor. Tasavvuf, bireyin kendi özünü keşfetmesi ve evrensel gerçeklerle barışık bir yaşam sürmesi için bir yol sunuyor. Kitap, geleneksel bilgeliğin modern hayattaki yerini sorgularken, bireyin manevi yöneliminin felsefi boyutlarını irdeleyerek, okuyucunun düşünsel ufkunu genişletiyor. Bu çerçevede, geleneksel öğretiler ile modern yaşamın felsefi sentezi üzerinde duruyor.
Geleneğin Peşinde, İslam ve tasavvuf tarihine dair derinlemesine bir bakış sunuyor. Tasavvufun kökenleri, gelişimi ve toplum üzerindeki etkileri incelenerek, okuyucuya tarihi bir perspektif kazandırılıyor. Yazar, İslam tarihindeki önemli tasavvufî şahsiyetleri ve onların düşüncelerini ele alarak, geleneğin günümüzdeki yansımalarını ortaya koyuyor. Ayrıca, İslam medeniyetinin kültürel ve manevi mirasının, bireyin ruhsal gelişimi üzerindeki etkilerini vurguluyor. Bu bağlamda, tarihsel arka plan ile güncel tasavvufi anlayışlar arasında köprü kurarak, okuyucunun tarihsel bilincini güçlendiriyor.
Bir Karakterle Sohbet Et
PREMIUM AIBu kitabın bir karakterinin sesinden cevap alabilirsin — Litopya AI o karakteri canlandırır.
Henüz gönderi yok. İlk paylaşımı sen yap.
İçerik eklemek için giriş yap.
Akıcı kitap
Bir solukta okudum, çok zamanım yoktu ama bitirmeden duramadım.
Beğendim
Düşündürücü, sonu hâlâ kafamda dönüyor.
İçerik eklemek için giriş yap.
“Cenab-ı Allah der ki: “Her şey aslına rücu eder.” Bunu şöyle şerh edebiliriz: Her şey, her nesne yeryüzünde yaratılışına göre, âlemde ait olduğu yeri buluncaya kadar hareket eder. Buna göre âlemdeki devinim, hareketlilik aslında mevcudatın yerini bulamamasından kaynaklanır. Bir eşya varlıktaki yerini bulduğu zaman sükünete erer ve sükünet dinginlik verir. Dolayısıyla insanın gerçek huzur ve sükünu kendini bilmesinden geçer. Kendini bilmek ise nüfus kayıtlarında yazan bilgileri bilmek değildir. İnsanda ilahi bir yön vardır ve insan onu unutmuştur. Zaten Hz. Mevlânâ, sazlıktan koparılan ney metaforu ile bu unutulmuş hakikati hatırlatmaya çalışır: “Sen bir zamanlar ilahi bir varlıktın. Bir zamanlar O'nunla baş başaydın ama oradan koparıldın. Seni Hz. Mevlânâ'nın bahsettiği vahdet sazlığından kopardılar ve ney hâline getirdiler. Onun için inim inim inliyorsun ve inlemen, sen aslını buluna kadar devam edecek.” Gerçek manada insanın huzuru yeryüzünde ölmeden evvel onu bulmasıyla gerçekleşecek; ölünce zaten bulacak. Bu evrensel değişmez bir prensiptir. Modernist düşünceler bu hakikat hakkında bir şey söyleyemezler ve geleneğin önünde dız çökmeye mahkümdurlar.”
İçerik eklemek için giriş yap.
Gelenek ve modernite arasındaki çatışmanın tasavvufi öğretilerle nasıl birleştirilebileceğini düşünüyorsunuz?
Gelenek ve modernite arasındaki çatışmanın tasavvufi öğretilerle nasıl birleştirilebileceğini düşünüyorsunuz?
Henüz video yok. İlk videoyu sen yükle.
İstanbul’da doğdu. Sırasıyla Hırka-i Şerif İlkokulu, Vefa Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenim gördü. Ayrıca bazı âlimlerden klasik tarzda dersler okudu ve bazı sûfî üstadların özel derslerine devam etti. Lisans sonrası çalışmalarını özel olarak İslâm Tasavvufu alanında yoğunlaştırdı. 1988’de asistan olarak göreve başladığı İslâm Felsefesi Anabilim dalında, “İslâm Kaynakları Işığında Hermes ve Hermetik Düşünce” isimli yüksek lisans tezini hazırladı (basıldı). Türkiye üniversitelerinde “Tasavvuf Anabilim Dalı”nın kuruluşunun ardından bu anabilim dalında yapılan ilk doktora tezi sayılan “İbn Arabî’de Varlık ve Mertebeleri” isimli tezini savundu (basıldı). Türkçe ve yabancı dillerde birçok ansiklopedi ve dergilerde sahasıyla ilgili makaleleri yayınlandı, milli ve milletlerarası konferanslarda tebliğler sundu, radyo ve televizyon programlarına katıldı. Türkiye Yazarlar Birliği, 2004 yılında Sufi ve Şiir isimli kitabını inceleme-araştırma dalında yılın kitabı seçti. Bir dönem Türk ve İslâm Eserleri Müzesi (TİEM - İstanbul) Başkanlığı (2005-2008), Islâmic Manuscript Association (TIMA - Cambridge) yönetim kurulu başkanlığı (2006-2012) ve Journal of Sufi Studies (BRİLL - Leiden) editörlüğü (2010-2015) görevlerinde de bulunan yazar, Oxford’ta bulunan Muhyiddin Ibn Arabi Society (MIAS)’nin şeref üyesidir. Halen 2008 yılında seçildiği merkezi Tahran’da bulunan İslâm Konferansına Üye Ülkeler Parlamentolar Birliği (PUİC) Genel Sekreterliği görevini deruhte etmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır. İngilizce, Arapça, Farsça ve Fransızca bilmektedir.
Mahmud Erol Kılıç sayfasının tamamıAynı yazarın Litopya'daki diğer eserleri












“Günümüzün modern insanının en büyük problemi “bağlantsı” olmamasıdır. Modern düşünce “bağlantısız” sayarak insanı çırılçıplak hâlde, ortada bırakmıştır. Oysa insanın varlığın birliği ve bütunlüğü dâhilinde çok önemli bir bağlantı içinde var olması gerekir. Bu ise ilahi bir bağlantıdır. İnsanı bu bağlantıdan koparan akımlar Gelenek karşıtı akımlardır. Modernite bu bakımdan insanın kendını bulmasına yardımcı olmadığı gibi aksine kaybetmesine yol açmıştır. Günümüzde insan yalancı oyuncaklarla oyalanıp eğlenmektedir, hayatı yalancı eğlencelerle, filmlerle, dizilerle, popüler kültürle işgal altındadır. Günlerimiz insanın hayat gayesi nedir bilemeden, öğrenemeden geçip gitmektedir. Bu durumdan çıkabılmenin yolunu aramaya başlamak için öncelikle içinde bulunduğumuz hayal âlemi denilen bu âlemin bir var oluş ve bozuluş (kevn ü fesad) âlemi olduğunun, bir şeyler var olurken bir şeylerin bozulduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu maddi âlem ister istemez illetli (sebeplere bağlı), sınırlı, malul bir âlemdir. Dolayısı ile fani olana ancak o kadar değer vermelidir. Huve'l-Bâki'dir. Bâki'den geldik Bâki'yi özleriz.”
“Maalesef birçok İslam ülkesinde din eğitimi okullarından mahdut sayıda bazı fetva kitaplarını papağan gibi ezberlemiş hoca tiplemeleri çıkmaktadır. Bu hususta Peygamber Efendımızın Mekke dönemi çok iyi tahlil edilmelidir. Efendimiz bugünün mollaları gibi birkaç kitap ve birkaç kanun maddesine dayanarak ınsanlar hakkında kestirmeden alelacele “kafir-münafık” fetvası vermemiştir. Maalesef günümüzün İslam dünyasında şişirilmiş bir hukuk eğitimi söz konusudur. Oysa dinde her şeyden önce gelen, asıl olan maneviyattır ve hukuk o maneviyatı korumak üzere ihdas edılmıştir ve daha sonra devreye girer.”