Kitaplar

Şeyh-i Ekber İbn Arabi Düşüncesine Giriş

Evvele Yolculuk

Hayatın Satır Araları Modern Zamanda Kendini Bulmak

Anadolu Tasavvuf Tarihine Notlar 1 - Osmanlı Dönemi – Cumhuriyet Dönemi

Tasavvuf Düşüncesi

Anadolu'nun Ruhu Tasavvuf Felsefe Siyaset Konuşmaları

Geleneğin Peşinde

Mevlana Üzerine Konuşmalar

Sufi ve Sanat

İbnü'l Arabi

Ayırmaya Değil Birleştirmeye Geldik

Tasavvufa Giriş

Şafak Yazıları

Şafak Yazıları II

Hermesler Hermesi

Sufi ve Şiir

Aşk Kağıda Yazılmıyor

Anadolu Tasavvuf Tarihine Notlar 2 - Halveti Uşşakiler

Aşk Kağıda Yazılmıyor

Sufi ve Şiir / Osmanlı Tasavvuf Şiirinin Poetikası

Hermesler Hermesi İslam Kaynakları Işığında Hermes ve Hermetik Düşünce
Öne Çıkan Alıntılar
“Cenab-ı Allah der ki: “Her şey aslına rücu eder.” Bunu şöyle şerh edebiliriz: Her şey, her nesne yeryüzünde yaratılışına göre, âlemde ait olduğu yeri buluncaya kadar hareket eder. Buna göre âlemdeki devinim, hareketlilik aslında mevcudatın yerini bulamamasından kaynaklanır. Bir eşya varlıktaki yerini bulduğu zaman sükünete erer ve sükünet dinginlik verir. Dolayısıyla insanın gerçek huzur ve sükünu kendini bilmesinden geçer. Kendini bilmek ise nüfus kayıtlarında yazan bilgileri bilmek değildir. İnsanda ilahi bir yön vardır ve insan onu unutmuştur. Zaten Hz. Mevlânâ, sazlıktan koparılan ney metaforu ile bu unutulmuş hakikati hatırlatmaya çalışır: “Sen bir zamanlar ilahi bir varlıktın. Bir zamanlar O'nunla baş başaydın ama oradan koparıldın. Seni Hz. Mevlânâ'nın bahsettiği vahdet sazlığından kopardılar ve ney hâline getirdiler. Onun için inim inim inliyorsun ve inlemen, sen aslını buluna kadar devam edecek.” Gerçek manada insanın huzuru yeryüzünde ölmeden evvel onu bulmasıyla gerçekleşecek; ölünce zaten bulacak. Bu evrensel değişmez bir prensiptir. Modernist düşünceler bu hakikat hakkında bir şey söyleyemezler ve geleneğin önünde dız çökmeye mahkümdurlar.”
“Günümüzün modern insanının en büyük problemi “bağlantsı” olmamasıdır. Modern düşünce “bağlantısız” sayarak insanı çırılçıplak hâlde, ortada bırakmıştır. Oysa insanın varlığın birliği ve bütunlüğü dâhilinde çok önemli bir bağlantı içinde var olması gerekir. Bu ise ilahi bir bağlantıdır. İnsanı bu bağlantıdan koparan akımlar Gelenek karşıtı akımlardır. Modernite bu bakımdan insanın kendını bulmasına yardımcı olmadığı gibi aksine kaybetmesine yol açmıştır. Günümüzde insan yalancı oyuncaklarla oyalanıp eğlenmektedir, hayatı yalancı eğlencelerle, filmlerle, dizilerle, popüler kültürle işgal altındadır. Günlerimiz insanın hayat gayesi nedir bilemeden, öğrenemeden geçip gitmektedir. Bu durumdan çıkabılmenin yolunu aramaya başlamak için öncelikle içinde bulunduğumuz hayal âlemi denilen bu âlemin bir var oluş ve bozuluş (kevn ü fesad) âlemi olduğunun, bir şeyler var olurken bir şeylerin bozulduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu maddi âlem ister istemez illetli (sebeplere bağlı), sınırlı, malul bir âlemdir. Dolayısı ile fani olana ancak o kadar değer vermelidir. Huve'l-Bâki'dir. Bâki'den geldik Bâki'yi özleriz.”
“Maalesef birçok İslam ülkesinde din eğitimi okullarından mahdut sayıda bazı fetva kitaplarını papağan gibi ezberlemiş hoca tiplemeleri çıkmaktadır. Bu hususta Peygamber Efendımızın Mekke dönemi çok iyi tahlil edilmelidir. Efendimiz bugünün mollaları gibi birkaç kitap ve birkaç kanun maddesine dayanarak ınsanlar hakkında kestirmeden alelacele “kafir-münafık” fetvası vermemiştir. Maalesef günümüzün İslam dünyasında şişirilmiş bir hukuk eğitimi söz konusudur. Oysa dinde her şeyden önce gelen, asıl olan maneviyattır ve hukuk o maneviyatı korumak üzere ihdas edılmıştir ve daha sonra devreye girer.”

