Kayıp Insanların Sessizliği
Márquez'in bu hikayelerinde beni en çok etkileyen şey, acının nasıl sessizliğe dönüştüğünü görmek oldu — sanki karakterler yaşadıkları travmaların ağırlığında öyle derinden batıyorlar ki, seslerini bile kaybediyorlar. O açılış satırlarında omuz omuza oturan insanların durumunda kendimi buldum: ne zaman ne nerede olduğumu bilmeden, sadece yanımda birinin olmasının yeterli olduğu bir halde. Kitabın puslu atmosferi bana çok kişisel geldi çünkü Márquez, sıradan acıları — bir çocuğun ölümü, bir annenin pişmanlığı — öyle bir tuhaf, neredeyse rüyamış gibi anlatıyor ki, gerçeklik ve hayal arasındaki sınır tamamen kayboluveriyor. Bitirdikten sonra uzun süre kitabı kapatamadım, sanki ben de o kayıp insanlardan biriyim gibi hissettim.



















