Antoine Roquentin'in bulantı hissi, yaşamın anlamsızlığına karşı duyduğu derin kaygıyı ve yabancılaşmayı temsil eder. Bu duygu, bireyin kendi varoluşunu sorgularken hissettiği içsel çatışmaların bir yansımasıdır. Roquentin, çevresindeki dünya ile olan ilişkisini kaybetmiş ve bu durum, ona hayatın gerçekliğiyle yüzleşme fırsatı sunmuştur. Bulantı, sadece fiziksel bir rahatsızlık değil, aynı zamanda varoluşsal bir uyanışın, bireyin kendisiyle olan çatışmalarının bir simgesidir.