Bulantı, Antoine Roquentin adındaki bir adamın hayatına odaklanır. Roquentin, geçmişte bir tarih araştırmacısı olarak çalışmış, Paris'te yaşamaktadır. Ancak bir gün, sıradan bir yürüyüş sırasında, yaşamın anlamını sorgulamaya başlar ve bu sorgulama onu derin bir kaygı ve bulantı hissine sürükler. Günlük yaşamın sıradanlığı, Roquentin için dayanılmaz hale gelir. İnsanlar ve nesneler arasında hissettiği yabancılaşma, onu kendi varoluşuna dair derin bir sorgulama içine iter. Roma'daki bir müze ziyaretinde, sanat eserlerinin ölü doğası karşısında hissettiği boşluk, onun içsel yolculuğunun bir parçası haline gelir. Bu süreçte, Roquentin'in hayatı, anıları ve geçmişiyle yüzleşmesi, varoluşsal kaygılarının derinleşmesine neden olur. Sonunda, Roquentin, yaşamın anlamını bulma çabasıyla, kendi varlığını kabul etme yoluna girer.