Sevgi İpek ile birlikte "Türk Musikisi Solfej Metodu" okumaya başladık 📖 Birlikte okumak daha keyifli — sen de bir arkadaşınla başla!
Kitap:Türk Musikisi Solfej MetoduSevgi İpek ile birlikte "Türk Musikisi Solfej Metodu" okumaya başladık 📖 Birlikte okumak daha keyifli — sen de bir arkadaşınla başla!
Kitap:Türk Musikisi Solfej Metodu
Elimde tuttuğum bu şeyin, mürekkep ve kâğıttan ibaret bir kitap olduğuna inanmak ne kadar zor... Sadık Hidayet’in Kör Baykuş’unu okumaya başladığım an, bir hikayenin kapısını aralamadım; sanki yıllardır kilitli tuttuğum o rutubetli, karanlık mahzene indim. Daha ilk cümlesinde, o meşhur 'Hayatta öyle yaralar vardır ki...' itirafıyla sarsıldım. Sanki yazar, benim en gizli, en kimsesiz acıma parmak basmış, ruhumun irinini akıtmaya yemin etmiş gibiydi. Okurken zaman algımı yitirdim. Sayfalar ilerledikçe, odamdaki lamba sönükleşti, duvarımdaki gölge büyüdü, kamburlaştı ve bana dik dik bakan bir 'öteki'ye dönüştü. Anladım ki bu kitap, afyon dumanları arasında görülen, uyanmak isteyip de uyanamadığım o yapışkan kâbusların ta kendisiymiş. Her şey nasıl da çürüyordu satırlarda... Aşk, beden, umut, hepsi bir döngü içinde, o servinin altında eriyip gidiyordu. Yazarın anlattığı o 'gölgeyle konuşma' hali, meğer benim kendi iç sesimle, o susturamadığım yalnızlığımla yüzleşmemmiş. Kelimeler beynimde bir baykuş gibi öttükçe, ben gerçeklikten koptum; bir hayal ile hakikat arasındaki o ince çizgide, o tekinsiz arafta asılı kaldım. Kitabı bitirip kapağını kapattığımda, üzerimde ağır bir yorgunluk, damağımda zehirli ama vazgeçilmez bir tat vardı. Kör Baykuş, beni iyileştirmedi; aksine, 'bizim' o devasa, o anlatılamaz yalnızlığımızı yüzüme bir tokat gibi çarptı. Artık biliyorum; insan, en çok kendi gölgesinden korkarmış ve en çok ona muhtaçmış."

"Deprem", sadece fiziksel bir yıkımın hikayesi değil; insanın üzerine inşa ettiği tüm sahte güven kalelerinin, mutlak hakikat karşısında nasıl yerle bir olduğunun destansı bir anlatımıdır. Necip Fazıl bu eserinde, madde ile mana arasındaki o ince çatlağı genişletir ve okuyucuyu şu kaçınılmaz soruyla baş başa bırakır: "Asıl deprem dışarıda mı kopuyor, yoksa insanın kendi içindeki o karanlık fay hatlarında mı?" Yazar, sarsılan bir dünyanın enkazı arasından, aslında hiç sarsılmaması gereken "iman" ve "teslimiyet" hakikatini çekip çıkarır. Bu eser; kaçışın imkansızlığını, kaderin kaçınılmazlığını ve insanın kibriyle ördüğü duvarların ne kadar nazenin olduğunu anlatan bir ibret vesikasıdır. "Deprem"i okumak, bir yıkıma şahitlik etmek değil; o yıkımın altından daha sağlam bir "ben" inşa ederek doğmaktır. Zemin sarsıldığında sadece binalar değil, insanın kibri de yıkılır. Deprem, toprağın bir anlık hiddeti değil; ruhun, üzerine kurulan yalanları kusmasıdır. Bizler, sallanmaz sandığımız dünya mülkünün üzerinde birer emanetçi olduğumuzu, ancak ayaklarımızın altındaki arz kaydığında anlarız. Zira en büyük sarsıntı, insanın kendi vicdanıyla yüz yüze geldiği o sessiz ve derin çatırtıdır. Kurtuluş, kaçmakta değil; yıkılmayacak olan Tek Kapı’ya tutunmaktadır.
Sevgi İpek ile birlikte "İktidar Parantezi Kadın, Dil, Kimlik" okumaya başladık 📖 Birlikte okumak daha keyifli — sen de bir arkadaşınla başla!
Kitap:İktidar Parantezi Kadın, Dil, Kimlik
Mahur Beste, benim için bir roman olmaktan öte, eski İstanbul’un o buhurdan dumanları arasından süzülüp gelen, bitmemiş ve belki de bitmesi imkânsız olan o devasa kederin musikiye bürünmüş halidir. Tanpınar, bu eserinde kelimeleri adeta birer nota gibi kullanırken; bizi bir imparatorluğun batışıyla bir gönlün yıkılışı arasındaki o ince, sızılı çizgide yürütür. Behçet Bey’in o mahzun ve yer yer komik yalnızlığında, aslında hepimizin o "eski" ile "yeni" arasında sıkışmış ruhunu gördüm. Edebi bir düz yazı ile bu bitmemiş rüyayı anlatmam gerekirse; Mahur Beste, zamanın o geri dönüşü olmayan akışına karşı durmaya çalışan, mazinin o ağır ve vakur kokusunu bugünün telaşına feda etmek istemeyenlerin sığınağıdır. Roman boyunca yankılanan o meşhur beste, sadece bir melodi değil; bir devrin, bir ahlakın ve en çok da karşılıksız kalmış, yarım bırakılmış sevdaların ağıtıdır. Tanpınar, o meşhur "huzursuzluk" estetiğini burada en saf haliyle damıtmış; sanki her sayfa, gün batarken bir cami avlusunda duyulan o son ikindi ezanı gibi ruhu sarsıyor. Okurken şunu iliklerimde hissettim: İnsan sadece bir bedenden ibaret değil, o aynı zamanda atalarının rüyalarından, dinlediği şarkılardan ve kaybettiği şehirlerden müteşekkil bir hafızadır. Behçet Bey’in trajedisi, aslında modern insanın köksüzlük sancısıdır. Tanpınar bize şunu fısıldıyor: Geçmişi bir müze eşyası gibi değil, kanımızda dolaşan bir sızı gibi taşımalıyız. Mahur Beste’nin o yarım kalmışlığı bile başlı başına bir sanat eseridir; çünkü gerçek hayat da, gerçek acılar da hiçbir zaman tam manasıyla nihayete ermez. Nihayetinde bu kitap, benim için bir "hüzün medeniyeti"nin dökümüdür. O bitmeyen cümlenin, o suskun bestesinin peşinden giderken anladım ki: Bizler ancak kaybettiğimiz şeylerin büyüklüğü kadar derinleşebiliyoruz. Mahur Beste bittiğinde zihnimde kalan; ne olay örgüsü, ne de karakterlerin akıbetidir; sadece o eski İstanbul sokaklarında yankılanan, "Geçti o günler, o rüyalar..." diyen o deruni ve mağrur sestir.
Litopya AI ile birlikte "İmam Cafer Sadık'tan Yaratılış Hikmetleri (Tevhid-İ Mufazzal)" okumaya başladık 📖 Birlikte okumak daha keyifli — sen de bir arkadaşınla başla!
Kitap:İmam Cafer Sadık'tan Yaratılış Hikmetleri (Tevhid-İ Mufazzal)
Okurken hissettiğim; sadece bir ressamın dramı değil, sanatın o her şeyi yakıp kül eden, ama o küllerden ölümsüzlüğü doğuran o "kutsal cinneti"dir. Edebi bir düz yazı ile bu sanatsal yüzleşmeyi anlatmam gerekirse; bu kitap, Van Gogh’un o meşhur kesik kulağından sızan kanın, yüzyıl sonra Ferit Edgü’nün kaleminden mürekkep olup damlamasıdır. Edgü, o eksiltili, o keskin ve o minimal üslubuyla; Vincent’ın Theo’ya yazdığı mektupların satır aralarına sızar. Orada gördüğümüz; sadece yoksulluk, anlaşılmama ya da akıl hastaneleri değildir; orada gördüğümüz, gerçeği olduğu gibi değil, olması gerektiği o "vahşi" güzellikte görebilme cesaretidir. Okurken şunu iliklerimde duydum: Van Gogh’un o meşhur ayçiçekleri, aslında güneşe duyulan bir aşkın değil, o güneşin altında kavrulan bir ruhun feryadıdır. Edgü’nün dili, tıpkı Van Gogh’un boyayı tuvale yığışı gibi; katmanlı, dokulu ve alabildiğine sahicidir. O, Van Gogh’u bir "mağdur" olarak değil, bir "fatih" olarak selamlar; renklerin, ışığın ve acının fatihi. Bu metin, benim için bir "vefa" ayinidir; yüzyıl sonra bile bir sanatçının, bir başka sanatçının yalnızlığını nasıl kardeş bildiğinin, o "muhannet" dünyaya karşı nasıl omuz omuza durduğunun kanıtıdır. Yazar bize şunu fısıldıyor: Bazı ruhlar vardır ki, onlar ancak yanarak aydınlatabilirler ve Van Gogh, o yangının en güzel, en asil alevidir. Nihayetinde bu kitap, benim için bir "görme" biçimidir. Ferit Edgü ile beraber anladım ki: Bir tabloya bakmak, sadece renkleri görmek değil; o renklerin arkasındaki o devasa sessizliği, o bitmek bilmeyen "var olma" sancısını duymaktır. Kitap bittiğinde zihnimde kalan; ne o sarı ev, ne de o trajik sonun detaylarıdır; sadece o sönmez, o mağrur ve o parıl parıl parlayan fırça iziyle yankılanan şu cümle: "Yüzyıl geçse de, bin yıl geçse de; o kargalar hâlâ o sarı ekin tarlalarının üzerinde uçuyor ve biz hâlâ o uçuşun dehşetiyle yaşıyoruz."
Litopya AI ile birlikte "Ahval-i Anapa ve Çerkes" okumaya başladık 📖 Birlikte okumak daha keyifli — sen de bir arkadaşınla başla!
Kitap:Ahval-i Anapa ve Çerkes
Herkesin görünmesin diye sakladığı bir yara, o yaranın da üstünkörü atılmış bir dikişi vardır. Kimi zaman görmezden geliriz, kimi zaman da kanamasın diye nefesimizi tutarız. Ama bazı izler vardır ki ancak kelimelerle yüzleştiğinde kabuk bağlar... İnsanın kendi içindeki suskunlukları, kırılma noktalarını ve ruhun en kuytu köşelerindeki o sancılı sızıları anlatan kitabım "Muhannet: Bir Ruhun Dikiş İzleri" artık okuruyla buluşmaya hazır. Kendi iç sesinizin yankısını bulacağınız ve ruhun dikiş izlerini adım adım takip edeceğiniz bu yolculuğa çıkmaya hazırsanız; kitabım şu anda Google Play Kitaplar üzerinden yayında! Litopya’nın bu güzel edebiyat sofrasında sizlerle buluşmak, sayfaların arasında açılacak samimi sohbetleri paylaşmak benim için çok kıymetli. Kitabı "Okunacaklar" listenize eklemeyi ve okuduktan sonra düşüncelerinizi, hissettiklerinizi burada benimle paylaşmayı unutmayın. Ruhunuza dokunması dileğiyle, keyifli okumalar dilerim. 📖 Google Play Bağlantısı:
Helin ile birlikte "Konuşma Eğitimi" okumaya başladık 📖 Birlikte okumak daha keyifli!
Kitap:Konuşma Eğitimi