Zeynep, sabah ışığında kütüphaneden çıktığında, ellerinde bir kitap yoktu. Ama cebinde bir şey vardı — kağıt. Eski, sarı, kenarları kıvrılmış bir kağıt parçası, sanki yüz yıldır birinin cebinde taşınmış gibi.
Saat 21.47'de fısıltıları takip ettiğinde, doğu rafının en dibine varmıştı. Orada, diğer kitaplardan farklı, cilt kapalı bir cilt vardı. Adı yoktu. Yazı yoktu. Sadece bir boşluk, sanki başlık hiç yazılmamış ya da silinmişti.
Kitabı almaya uzandığında, iki şey oldu aynı anda. Birincisi: fısıltılar durdu. Tam suskunluk. Kütüphanenin tüm sesi, tüm nefesi kesildi. İkincisi: yaşlı kadın görüldü. Ama Zeynep onu çağırmamıştı. Kadın, rafların arasında, mum ışığında, Zeynep'in omuzunun üzerinden bakıyordu. Gözleri, kitaba sabitlenmişti.
"Bunu alamazsın," dedi kadın. Sesi, daha önceki yumuşaklığından çok farklıydı. Kuru, çatlamış bir ses. "Bunu kimse alamaz."
Zeynep, kitabı raflara geri koymaya çalıştı. Ama kadın, hafif bir hareketle onu durdurdu. Zeynep'in eli, kitabın kapalı kapağına değdiğinde, sayfalar kendi kendine açılmaya başladı. İçinde yazı yoktu. Sadece boş sayfalar. Yüzlerce boş sayfa, ama her biri ağır, sanki milyonlarca kelime yazılmış gibi.
"Bu kitap," dedi kadın, "hiçbir şey yazılmayan kitaptır. Ama her gece, birisi yazı yazıyor. Yazı yazıyor, sonra siliyor. Yazı yazıyor, sonra siliyor. Yüz yıldır. Belki bin yıldır."
Zeynep, kitabı hızla geri koydu. Ama çok geç olmuştu. Elinin ucunda, sarı kağıt parçası kalmıştı. Kadın, bunu fark etmişti. Yüzü değişti — korkudan mı, öfkeden mi, yoksa çok daha eski bir acıdan mı, Zeynep anlayamadı.
"Şimdi okuyacaksın," dedi kadın. "Evet, okuyacaksın. Çünkü sen almışsın. Oku."
Zeynep, kağıdı açtı. Üzerinde, el yazısıyla yazılmış bir ad vardı: "Zeynep Kaya. 1952. İstanbul."
Bu, Zeynep'in annasının adı ve doğum yılıydı.
Kütüphane, yavaşça karardı. Mumlar, birer birer söndü. Ve Zeynep, anladı — ya da anlamaya başladı — kütüphanenin gerçek sahibinin kim olduğunu. Sadece bir kişi değildi. Onlar hepsi, tüm okumuş insanlar, tüm yazılmış ve silinmiş hikayeler, tüm unutulan karakterler... hepsi buradaydılar. Ve Zeynep, artık onlardan biriydi.