Anlatıcının Sessiz İsyanı
Küçük İskender'in bu eserinde beni en çok etkileyeni, anlatıcının Tanrı'ya karşı soruları sorması değil, kendi içinde bu soruları sorduğunu fark etmesidir. Karakterin varoluşsal çatışması sadece felsefi bir sorgulama değil—o, kendini aynada görüyor gibi hissettiriyor, kendi yalnızlığını tanıyor ama bunu adlandıramıyor. Şiirsel dil sayesinde anlatıcının iç dünyanın katmanları peş peşe açılıyor; korkusu, umudu, inancının çatlaması—her biri ayrı bir karaktermiş gibi konuşuyor içinde. Kitabı kapatmak istemedim çünkü anlatıcının bu sessiz isyanı bir şekilde benim de isyanım olmuştu.



















