DÜNYA DEPREMLERLE ÇALKALANIRKEN KABALANIN ÇANAĞINI ELİYLE SIYIRAN HANGİ İSPANYA? LATİNLERİN LANETİ NE KARA BÜYÜ MÜ? YOKSA LANETLİ YAHUDİ Mİ?
Latin dünyası lanetlenmiş gibi üst üste depremlerle sarsıldı malum…2026 yılında Kolombiya, Venezüella, Meksika, şimdi de Panama 7 ve üzeri yıkıcı depremler… Bu kadarı tesadüf olamaz dedirten bu deprem fırtınasını estiren birileri olabilir mi?
DÜNYA DEPREMLERLE ÇALKALANIRKEN KABALANIN ÇANAĞINI ELİYLE SIYIRAN HANGİ İSPANYA?
LATİNLERİN LANETİ NE KARA BÜYÜ MÜ? YOKSA LANETLİ YAHUDİ Mİ?
Latin dünyası lanetlenmiş gibi üst üste depremlerle sarsıldı malum…2026 yılında Kolombiya, Venezüella, Meksika, şimdi de Panama 7 ve üzeri yıkıcı depremler…
Bu kadarı tesadüf olamaz dedirten bu deprem fırtınasını estiren birileri olabilir mi? Malum 6şubat depremi de zihinlerimizin bir köşesinde faili meçhul olarak hala bir soru işareti…
Korona ile birlikte latin dünyasının üzerinde dolaşan kara bulutlar ve ölüm rüzgarı hız kesmeden, yangınlar, seller ve depremlerle bir lanet gibi devam etti. Emeviler ile altın çağını yaşayan İspanya ve diğer tüm latin ülkekerine ne oldu da lanetlenmiş gibi felaket üstüne felaket yaşar oldular.
Önce kabala nedir kısa bir girizgah yapalım ki anlatmak istediğimiz şey muhatabına ayan olsun.
"Ve onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi, ancak şeytanlar inkâr etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni (KABALA İLMİNİ) öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: 'Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkâr etme.' demedikçe hiç kimseye öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi." (Bakara, 2/102)
Antik Mısırdan Firavunun büyücülerinden başlayıp, Babil’e oradan Yahudiliğe devrolunan ezoterik öğretinin adıdır, Kabala…. Mısır rahiplerinin kurduğu bu gizli, mistik ve sistematik yapılanma, gizemli bir öğreti olarak karanlıklarda varlığını koruya koruya günümüze kadar gelmiş. Hatta tüm dinlerin içine sızmış dinlerin ortodoksisini(doğru inancını) yani kitaplarını ve peygamberlerini bozmuş tüm semavi dinleri heterodokslaştırmış(doğrudan sapmış) tek tanrı yerine baba oğul, ya da baba oğul kutsal ruh çok tanrıcılığına evirmiştir. Ünlü Yahudi araştırmacı Shimon Halevi, "Kabala, Tradition of Hidden Knowledge" (Kabala, Gizli İlmin Geleneği) adlı kitabında Kabala'yı şöyle tanımlamaktadır:
"Pratikte Kabala, kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir formudur."
Kısaca bir tanım ararsak…Kabala felsefe kömürü ve büyü ateşi ile kaynatılan bir cadı kazanı diyebiliriz. İçinde pişirilen çorba ise mistik kara büyü sosuyla, posası çıkartılmış dinler olmuş. Peki soralım; bunun İspanya ile ne ilgisi var?
Kısaca hatırlatırsak hepimizin hafızasında en azından Hz. Musa, Firavun ve İsrail oğullarının hikayesi hala tazedir. Hz Musa’nın Mısırda, Firavunu ve sarayındaki büyücü rahipleri uyarmak için ve aynı zamanda yıllardır onlar tarafından zulüm gören İsrailoğullarını kurtarmak için yüce Allah tarafından peygamber gönderildiğini, Firavundan kaçtıkları vakit de kızıl denizin ikiye yarıldığını ve firavun ve askerlerinin topluca boğulduğunu biliriz.
Bilmediğimiz şey ise, kızıl denizin bir tarafında hanif ve muvahhid olan İsrailoğullarına karşı tarafa geçtiklerinde aniden ne olduğudur. Hz Musa kırk günlüğüne Tur Dağına Allah ile konuşmaya gittiği esna da ne oldu da muvahhid İsrail oğulları bir anda, yahudileşiverdiler…
İnsanların bilmesi gereken en önemli mevzu da bu aslında…Kızıl Denizin bu yakasında hayatlarından, imanlarından, içlerinde olan iki peygambere sırtlarını döndürecek kadar ne gördüler de akılları böyle çeliniverdi…
Kuran bize bunu TAHA suresinde şöyle anlatır…
(Allah buyurdu ki:) “Seni halkından aceleyle ayrılmaya sevkeden neydi ey Mûsâ!” ﴾83﴿
Şöyle cevap verdi: “Onlar da benim izimdeler; benden hoşnut olasın diye sana gelmekte acele ettim ey rabbim.” ﴾84﴿
Allah, “Fakat” dedi, “Biz senden sonra kavmini sınadık ve Sâmirî onları yoldan çıkardı.” ﴾85﴿
Bunun üzerine Mûsâ öfkeli halde ve hayıflanarak kavmine döndü. Şöyle dedi: “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Peki size bu süre çok mu uzun geldi, yoksa rabbinizin gazabına uğramak istediniz de onun için mi bana verdiğiniz sözden döndünüz!” ﴾86﴿
Şöyle cevap verdiler: “Sana verdiğimiz söze bilerek ve isteyerek aykırı davranmış değiliz; fakat şu kavmin (Mısır halkının) ziynet eşyalarından bir kısmını yüklenmiştik, onları (haram diye ateşe) attık; çünkü Sâmirî de aynı şekilde atmıştı.” ﴾87﴿
Derken onlara böğürebilen bir buzağı heykeli yaptı. (Ona uyanlar) “İşte bu sizin de tanrınız, Mûsâ’nın da tanrısıdır, fakat o bunu unuttu” dediler. ﴾88﴿
﴾89﴿Peki görmüyorlar mıydı ki o (heykel) kendilerine bir sözle karşılık veremiyordu, onlara zarar veremediği gibi fayda da sağlayamıyordu!
﴾90﴿Gerçek şu ki daha önce Hârûn onlara, “Ey kavmim! Siz bununla sınanmaktasınız; kuşkusuz sizin rabbiniz o rahmândır. O halde bana uyun ve emrime itaat edin” demişti.
﴾91﴿Şöyle cevap verdiler: “Mûsâ yanımıza dönünceye kadar ona tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”
﴾92-93﴿(Mûsâ dönünce) dedi ki: “Ey Hârûn! Onların saptıklarını gördüğünde beni izlemekten seni alıkoyan neydi? Yoksa emrime isyan mı ettin?”
﴾94﴿O şöyle cevap verdi: “Ey anamın oğlu! Sakalımı saçımı çekme. Emin ol ki ben senin, ‘Sözüme riayet etmedin de İsrailoğulları’nın arasına ayrılık soktun!’ diyeceğinden endişelenmiştim.”
İşte bilinmeyen şey budur. Kırk günde inanmış bir toplum içlerinde iki peygamber olduğu halde inisiye bir toplum olabilir, inancından dönebilir… Ya da inancı tahrif edilebilir…Kendisine yeni tanrılar edinebilir…Tıpkı Samiri’nin altın buzağısına taptıkları gibi…
Biz bu buzağı, boğa, inek kültünü o vakitten bu yana değişik kültürlere sızışını görüyoruz…İneği boğayı düveyi putlaştıranlar (hintliler, samiriler…)ve tam tersi boğayı öldüren Mitraizm, ve ispanyaya değin taşınan boğa kültü.
Kökenine baktığımızda bunu yine Kuranda bulmak mümkün. Yüce Allah Bakara suresinde der ki;
Bir zaman Mûsâ kavmine, “Allah size bir inek kesmenizi emrediyor” demiş; onlar da “Bizimle alay mı ediyorsun!” demişlerdi. Mûsâ, “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım!” dedi.
﴾68﴿
“Bizim adımıza rabbine dua et de onun nasıl olduğunu bize açıklasın” dediler. Mûsâ dedi ki: “Allah şöyle buyuruyor: ‘O, yaşlı da değil düve de değil; ikisinin arası bir inek olacak.’ Haydi, size emredileni yapın.”
﴾69﴿
“Bizim için rabbine dua et de renginin nasıl olacağını bize açıklasın” dediler. Mûsâ, “O buyuruyor ki: Rengi parlak sarı, bakanların içini açan bir inek olacak” dedi.
﴾70﴿
Yine, “Bizim için rabbine dua et de onun nasıl bir şey olduğunu bize iyice açıklasın; çünkü bu sığır bize ayırt edilemez geldi; inşallah doğrusunu buluruz” dediler.
﴾71﴿
Mûsâ, “Rabbim şöyle buyuruyor, dedi: O, henüz boyunduruk altına alınıp yer sürmemiş, ekin sulamamış, serbest dolaşan ve alacası bulunmayan bir inektir.” “İşte şimdi doğrusunu anlattın” dediler ve ineği (bulup) kestiler, ama az daha (bunu) yapmayacaklardı.
Bilindiği üzre İsrailoğulları çok uzun yıllar Mısır’da köle olarak yaşamışlardı. Mısır teolojisinde sığıra büyük kutsallık atfedilmekteydi. Öyle anlaşılıyor ki onlar da Mısır’daki bu bâtıl inançtan etkilenmişlerdi. Nitekim Hz. Mûsâ Sînâ dağında bulunduğu sırada da kavmi Sâmirî’ nin yaptığı altın buzağı heykeline tapmaya kalkışmışlardı.
Yüce Allah’ın az daha düveyi kesmeyeceklerdi demesi aslında imanlarının zayıflığını ve tam teslim olmadıklarının da kanıtıydı.
İşte yukarı da sorduk ya tüm bunların İspanya ile ne alakası var. İşte İsrailoğulları Sina da samiri’nin buzağısına tapanlar ile düveyi boğazlayanlar olmak üzere kavim ikiye ayrıldı.10 kabile kuzeye doğru yönelirken, iki kabile günümüzün seferatları Süleyman krallığının yıkılışından sonra asur ve babil sürgünleri ile Kudüs’ten sürülmüşlerdir. Pers kralı Ahimeniş’in Babil’i fethi ile özgür kalmışlardır. Bundan sebep Perslerin zerdüştlük dininden mitracılık boğa boğazlama kültünü ve Babil’in kabala inancını yanlarına alıp doğu akdenizden yola çıkarak bazen sürgünlerle bazen esaretle bazen, ticaretle iber yarımadasına kadar gitmişlerdir. Bu nedenle hala İspanya da boğalar Ölüm Vuruşu (Estocada) denilen bir yöntemle öldürülür. Matador, "estocada" adı verilen hafif eğimli özel bir kılıç kullanır. Amacı, boğanın kürek kemiklerinin arasından tam kalbine ya da ana damarlarına doğrudan bir vuruş yaparak hayvanı hızlıca öldürmektir. Boğa güreşleri adı altında bu teolojik ritüeli devam ettirirler. Zaman içinde İspanya/ seperat adını alarak günümüzün seferat denilen yahudileri olmuşlardır. Altın çağlarını Endülüs Emevîleri zamanında yaşamışlar, Coğrafi keşiflere arka çıkmaları ve maddi destek vermeleriyle İspanya’yı döneminin süper gücü haline getirmişlerdir. Tabi ki sürgünlerle lanetlenmiş kavim olmaktan sebep İspanya’dan da sürülmüşler ve o zamandan beri, Almanların alnına Holokost kara bir leke olarak çalındıysa Latinlerin alnına da seferat sürgününü leke olarak sürmeye çalışıyorlar. Yani seferatların Latinlerden alınacak intikamları vardı.
Peki soralım bu nasıl bir intikam ki yeri yerinden oynatıyor. Hepimizce malum olduğu üzere çoğu buluşun ardında Yahudi bilim adamları var. Atomun bilgisi, Nükleerin bilgisi vb. Daha sonraki bir makalemizde bu ilimlerin nasıl Yahudi’nin tekelinde olduğunu anlatmak üzere burada bir virgül koyalım. İşte bu gibi tehlikeli buluşlarından birinin de HAARP, biyolojik ve İklim Silahları olduğu artık gün yüzüne çıktı. Bu silahlarla Atom bombası, depremler, seller, kasırgalar, yangınlar oluşturabiliyorlar, koronada olduğu gibi virüsleri yok edici bir silaha dönüştürebiliyorlar. Ve ülkeleri tehdit etmekte ve hizaya sokmakta kullanıyorlar. Tüm ülkeleri finans, bankacılık sektörü ve faiz lobileriyle canından bezdiren Yahudileri kimse ülkesinde istemiyor. En çokta içlerine sızdıkları Latin ülkeleri… Kovuldukları her yerde arkalarında bir yıkım bırakarak gidiyorlar…Koronada en çok zarar gören Latin ülkeleri İtalya ve İspanya oldu. Yine depremlerde en çok hasarı görense yine Amerika’dan kovuldukları Latin ülkeleri Venezüella, Meksika, şimdi de Panama. Hatırlarsanız Filipinler’de de büyük bir deprem olmuştu. Filipinler’de coğrafi keşiflerle İspanya sömürgesi olmuş ve 1900 lü yılların başına dek İspanya toprağı olarak kalmıştır. Filipinler Asya’daki tek Latin toprağıdır.
Sonuç olarak toparlarsak;
Bu kadarı tesadüf olamaz dedirten bu deprem fırtınasını estiren birileri olabilir mi? Galiba öyle…Lanetli bir el düğmeye bastı ve korona ile vurduğu ilk darbenin ardından intikamını dip darbelerle deprem silahları ile vurarak alıyor. Bu adı konulmamış bir savaş…Kovuldukları yerleri yakıp yıkıp öyle gidiyorlar. Çünkü onlara göre Latinler onlarını sırtlarından vurdu.
Peki soralım nereye gidecekler, nereyi zorluyorlar? Tabiki de ilk geldikleri toprakları. Kıyamete beş kala, Filistin’i ve civarını o yüzden Ortadoğu’yu boşaltmak için ortalığı yangın yerine çevirdiler, Kendilerine alan açmak için. O yüzden her yerde Filistin’e özgürlük (Free Palestine) diyerek Müslümanlardan daha çok Filistin’i savunuyor görünüyorlar. Sürüldükleri O topraklara tekrardan yerleşebilmek için. Ne diyelim onların planı varsa aziz olan Allah’ın da bir planı var. Bekleyip göreceğiz.
110 izlenme·46dk
