Litopya — Türkiye'nin Dijital Kitap Evreni
Tüm makaleler

ASAY-I MUSA HOKUS POKUS DEĞNEĞİNİ NE VAKİT YUTACAK?

Acaba o zaman sihirbazların sihirli bilgisini yutan büyük yılan, şimdi 12 bilgiyi ve en son dijital medeniyet bilgisini de yutacak olan Asayı Musa mı? Asa-yı Musa 13. Bilgi mi olacak?

ASA-YI MUSA, HOKUS POKUS DEĞNEĞİNİ NE VAKİT YUTACAK? Dünyada şu an işleyen sistemin çarkları, özellikle son birkaç yüzyıldır, sömürgecilik yahut ta köleleştirme paradigmaları üzerine kurula gelmişti. Bunun için en güçlü yöntem korkutma, sindirme ve sistemin devşirilmiş aparatları ile prangalaştırmak idi. Bundan sebep korkutma adına nükleer silahlarla, savaşlarla devletleri, toplumları baskıladılar, kozmik Uzay masalları ile çıkamadıkları ay üzerinden tanrılık devşirdiler…bilimi her alanda kendilerine kılıf yaptılar. Demokrasi adına darbeler, dikta rejimleri, terör, din ve mezhep çatışmaları, ideolojik fikir savaşları, ekonomik buhranlar, faiz lobileri, borç batakları, kitlesel salgınlar, haarp depremler, yangınlar tsunamiler, seller… geçen yüzyılın korku ve sindirme operasyonlarının işkence aparatları idi. Bu korkuyu taze ve diri tutma adına bir de iki kutuplu, iki başlı canavar (ABD ve RUSYA) formatlandı. Canavar deyince işin içine biraz masal tozu katarsak tüm Dede Korkutlarımızın da kulaklarını çınlatmış oluruz. Belki bu bahane ile masalcı yanımızla da sizi tanıştırmış oluruz. Velhasıl tarihte zaten bize bugüne kadar sözlü edebiyatımız olan Tepegöz masallarıyla anlatılagelmişti bildiğiniz üzere. Biz de nihayetinde masalı sevdik ve ucundan kıyısından daldık. Neyse!.. Gelelim geçen yüzyılın Tepegözüne… Bir varmış…Bir yokmuş…Evvel zaman içinde…Evvel dediysek geçen yüzyılda Bu iki başlı canavar Dünya denen güzeller güzeli bir kıza âşık olmuş…Dünya Kız, öyle güzel öyle alımlıymış ki, bir içim su gibiymiş, hep çiçekli, dallı güllü elbiseler giyermiş. Dans etmeyi de öyle severmiş ki gece gündüz demez, döner dururmuş. Dünya Kıza aşık olan canavar, ne kadar ona yaklaşsa da yüz bulamamış çünkü çok korkunçmuş, iki başı ve bu başların üstünde de teker gözü bulunmaktaymış. Bir gün onun bu halini gören kara bir gölge planını yapıp yanına yaklaşmış. Kulağına eğilip şöyle bir fısıldamış. Sen bu dünya kızı çok mu istiyorsun…? Canavar evet demiş hem de çok… O halde yapman gereken herkese bu gözlükleri dağıtmak…Bu gözlüğü takan hiç kimse senin gerçek yüzünü göremeyecek…Dünya seni kabul edecek. İnsanlarsa seni efendileri kabul edecekler. Senden korkacaklar Sen ne söylersen ona inanacaklar, ne dersen onu yapacaklar…deyip çekip gitmiş kendi gölgesine bürünüp karanlığa karışarak. Canavar elindeki gözlüğü takıp denemiş. Bir bakmış ki her şey küçücük kendini dev gibi hissetmiş öyle ki kendisi bile kendini tanıyamamış. Dünya kıza bakmış hala kendi etrafında döne döne dansetmekteymiş. Hemen gidip o na da bir gözlük vermiş gözlüğü takan bir türlü çıkarmak istemiyormuş takanın etrafı sanki büyülü bir aleme dönüyormuş. Dünya kızın gönlü de hemen yakışıklı gördüğü canavara kayıvermiş. Gözünde gözlük olmayanlar dünya kızı ne kadar uyarsa da yok ikna edemiyorlarmış. Canavar bakmış buna çare bulamıyor her gün birisi gelip Dünyanın aklını çelmeye çalışıyor. Artık gölge her kulağına fısıldamak için geldiğinde ondan bir gözlük daha istemiş. O da ilerde borcunu bana ödersin diyerek vermişte vermiş… artık herkesin gözünde Kara gölgenin dağıttığı gözlüklerden varmış. Canavar kendisi de bu gözlüklerden taktıkça dünya kızın gönlünü kazanmak ona artık yetmemeye başlamış. Gözünü Ay kıza, Mars Hatuna dikmiş. Bu alemin en güçlü kralı ben olmalıyım diyerek ortalıkta dolanmış durmuş. İnsanlar beni sadece büyük görmemeli ayrıca benden korkmalılar da diyormuş… Bir gün kara gölge yine sinsi sinsi yanına yaklaşmış, -Hey Tepegöz nasıl gidiyor işler demiş. Dünya ile aran nasıl demiş? -Nasıl olsun Dünya kızı eskisi kadar beğenmiyorum artık hayatta çok sıkıcı zaten canım sıkılıyor demiş. -Ben şu yukarıdan bana bakan Ay kızı istiyorum. -Kara gölge Tekrar kulağına eğilip fısıldamış. -eğer Ay kızı istiyorsan Dünya kızı çirkinleştirmen lazım onun için onun yeşil saçlarını kes, su gibi güzelliğinden eser kalmasın üzerindeki elbiseleri yak, eli yüzü kir pas içinde kalsın, çiçekli böcekli elbisesini yırt. Siyah bir elbise giysin. Birde her yerde savaş çıkar, bomba patlat Ay kız, Dünya kızın güzelliğini görüpte kıskanmasın. -Aç gözlü canavar Kara Gölgenin dediklerini harfiyyen yapmış Dünya kızın yemyeşil saçlarını kesmiş çiçekli elbiselerini yakmış, Dünyanın eski güzelliğinden neredeyse hiç eser kalmamış. Tepesindeki iki gözünü de hırs bürüdükçe bürümüş. Gözünü Ay kıza öyle bir dikmiş ki, Ay kız saklanacak Delik aramış, Bir yüzünü hep karanlıkta saklamış, Kalan yüzünü de her gün azar azar gösteriyormuş. Ay kız saklandıkça Canavarın İki başındaki tek gözleri karanlıkta adeta iki ateş topuna dönüyormuş. Bakan korkup kaçıyormuş. Hava atmak için Her iki başını uzatsa uzayda aya kadar değdiğini iddia Etmeye başlamış. Tabi ki kimse aya kadar gidemediği için mecbur inanmışlar. Bilmezlermiş ki güzeller güzeli dünya Kızı kandırdığı gibi şimdide Ay kızı kandıracakmış sonra da Mars Hatunu… Böbürlenerek, kibirlenerek öyle bir yürüyüşü varmış ki, ellerim, kollarım evrenin her yerine uzanıyor, bir ayağım doğuya bir ayağım batıya basıyor dermiş. Hatta kendinin üstün güçleri olduğuna inandırmak için bir defasında öylesine bir zıpladığını iddia etmiş ki, taa ..Aya ayak bastığını,orada ‘’kendisi için küçük ancak, insanlık için büyük adımlarla yürüdüğünü’’ cümle aleme, sağır sultanlara megafonla duyurmuş. Ancak orası kendine dar ve küçük geldiği için Dünya Kız’ın yanına geri döndüğünü anlatmış. Dünya Kızı sevsen saçlarını yakmazdın diyenler olmuş. İnsan hiç sevdiğine kıyar mı, onun saçının teline zarar gelse üzülür. Sen onu sevmiyorsun gönül eğlendiriyorsun demişler. Kendisine inanmayanlara ve Dünya kızı yanmaktan kurtarmak isteyenlere ise İki eliyle nükleer ateş saçan kılıcını sallayıp durmuş. Böylece daha çok korku daha çok korku salmakmış muradı… Günler günleri kovalamış insanlar korka korka neredeyse bir yüzyılı devirmişler. Kara Gölgenin dağıttığı gözlüklerin yüzyıllık kullanım süreleri bitmiş…Gözlüğün etkisinden kurtulanlar gerçeği ayan beyan görür olmuşlar. Her şey aslına dönmüş Tek bir şey hariç…Dünya Kız…Ne yazık ki o yanmış, süslü elbiseleri yırtılmış eli yüzü kir pas içindeymiş…yaşlanmış… Sonra iki başlı Canavarı görmüşler…Birde bakmışlar ki bu korktukları canavar aslında sadece kendisinin anlattığı bir masaldan ibaretmiş. Biz bu canavar masalına nasıl inandık ,kandık diye hayıflanıp durmuşlar. Ancak olan olmuş, giden gitmiş ellerinden. Masal dinleye dinleye korkmuşlar, korktukça kaçıp saklanmışlar, gözlükleri takıp her şey yolundaymış gibi davranmışlar. Ellerinde neleri var neleri yok hepsi uçup gitmiş. Devletleri, hazineleri, gencecik evlatları. Hatta öyle bir hale gelmişler ki az daha bu canavar akıllarına zihinlerine, ruhlarına dahi neredeyse el koyuyormuş. Allahtan uyanmışlar da ,bunun hz Musa zamanında ki sihirbazların ilizyonu gibi bir sihir olduğunu anlamışlar. Görünen hiçbir şey aslında gerçek değilmiş. Sadece, sihirbazların asası gibi olan bir hokus pokus değneği ile ,sinemayla, medyayla, televizyonla, internetle, fiberoptik yılanlarla algı yaparak kendilerini büyülemesiymiş. Peki soralım kendimize, günümüz sihirbazlarının fiberoptik yılanlarını, sihirli hokus pokus değneklerini yutacak olan ne? Musa’nın Asası mı? Esas soru bu olabilir mi? Tüm yılanları yutacak olan ve büyük bir yılana dönüşecek olan Musa (as)’nın Asası kıssasına ve ve elini koltuğunun altına soktuğunda bembeyaz çıkmasına, gelin bu ayete bir göz atalım. ‘’Fir’avun, Mûsâ Peygamber’i susturmak için tüm sihirbazları toplar ve onların huzurunda Mûsâ Peygamber asâsını yere atar, onların gözleri önünde değnek hareket eden bir yılana dönüşür ve sihirbazların insanların gözlerini boyayarak aldatmak için attıkları ip ve değnekleri yer yutar, sihirlerini etkisiz hale getirir. Bu hâdise anlatılırken cânn kelimesi kullanılır. “Değneğini at! Mûsâ, değneğinin yılan (cânn) gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. Allah şöyle dedi: ‘Ey Mûsâ! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Fir’avun ve milletine gönderilen dokuz mûcizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir.” “Değneğini at!’ Mûsâ, değneğin yılan (cânn) gibi hareketler yaptığını görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. ‘Ey Mûsâ! Dön gel; korkma; şüphesiz güvende olanlardansın.’ denildi.” ŞUARA 32 Biz Hz Musa’nın asasını birde şu ayette görüyoruz. ‘’Bir zamanlar Mûsâ kavmi için su istemiş, biz de ona, “Asânı taşa vur!” demiştik. Bunun üzerine taştan on iki göze fışkırdı. Her topluluk kendi içeceği yeri bildi. “Allah’ın rızkından yiyin için; yeryüzünde fitne fesat çıkarmayın” (dedik).’’(BAKARA 60) 12 pınar meselesine metaforik olarak baktığımızda, bunun 12 kutsal bilgi olma olasılığı akıl ve mantık dairesi içine görünüyor. Bu bilgilerin Hz Musa eliyle kavminin 12 kabilesine eşit olarak bölüştürülüp emanet edildiği günümüzle de çok örtüşmekte. Niye diye sorarsanız; Cevapları bulmak için Firavunun neden İsrail oğullarına bu kadar işkence ettiği, köleleştirdiği, ve Mısırdan kaçarlarken neden bu on iki kabilenin peşine düşüp kızıl denizde boğulduğunu sormak gerekir. Bu öylesine basit bir kaçma kovalamaca olmasa gerek. Hz. Musa ve yanındaki henüz hanif olan israiloğulları Firavundan neyi kaçırdılar ki O da tüm ordularını toplayıp peşlerine düştü. Muhtemel ki bilgiyi. Ademe verilen eşyanın bilgisini…Piramitlere saklanan Nuh (as) mın gemiyle taşıdığı tufandan kurtardığı yok olan medeniyet bilgilerini…Ad medeniyetini üstün yapan o bilgiyi. ﴾90﴿ Derken İsrâiloğulları’nı denizin öteki yakasına geçirdik. Firavun ve ordusu da haksız yere onlara saldırmak üzere peşlerine düşmüştü. Sonunda Firavun boğulmak üzereyken şöyle dedi: “Elhak inandım ki, İsrâiloğulları’nın iman ettiğinden başka tanrı yokmuş! Ben de artık kendini O’na teslim edenlerden biriyim.” ﴾91﴿ Şimdi mi? Halbuki daha önce hep baş kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın. ﴾92﴿ İşte bugün senin cesedini kurtaracağız ki, senden sonra gelenler için bir ibret olsun! İnsanların pek çoğu gösterdiğimiz delillerin bilincinde değildirler. ﴾93﴿ Andolsun biz İsrâiloğulları’nı seçkin bir yere yerleştirdik ve onları güzel nimetlerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar da ayrılığa düşmediler. Ayrılığa düştükleri konularda rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü elbette verecektir. Küfür sözlük anlamı bilginin üstünü örtmek, saklamak demektir. Şeytan ve avanesi her daim hakkın ve bilginin üstünü örtmüştür ve kafir olmuşlardır. Ayette dendiği üzere ‘’Andolsun biz İsrâiloğulları’nı seçkin bir yere yerleştirdik ve onları güzel nimetlerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar da ayrılığa düşmediler.’’ Demekki İsrailoğulları, Hz.Musa 12 kabileye bilgiyi ve ilmi paylaştırıp emanet ettikten sonra ayrılığa düştüler ve Yahudileştiler. Çünkü hanif bir kavmin 40 gün içinde hem de aralarında iki Peygamber varken ve gözlerinin önünde deniz yarıldığı ve o büyük mucizeye tanık oldukları halde sadece altın bir buzağı heykeline tamah etmeleri çok anlamsız. Bu çok farklı bir medeniyet bilgisi olsa gerek . Muhtemelki altınla ilişkili olarak Samiri ve kavminin elindeki bilgi ve ilim Simya ilmi idi. Yüce Allah en doğrusunu bilir. İsrailin kuzeyine giden Samiri ve 10 kabile tarih içinde aşkenaz yahudileri olarak anılmışlardır ve 10 medeniyet bilgisi (simya, kimya, buhar, elektrik, genetik, atom, nükleer, dijital….de şimdiye dek onların ukdelerindeydi. Aşkenaz bölgesine geldiklerinde İngilizlerle işbirliği yapa yapa güneş batmayan imparatorluğun gölge kurucuları oldular. Diğer 2 (mimari ve geometri, astronomi ) bilgi de sonradan İsrailin güneyinden ispanyaya gidip orada Endülüs Medeniyetini oluşturan Emevilerin yanında altın çağlarını yaşayan ve kurulan medeniyetin derinlerinde seferad Yahudileri ellerindeki bu bilgileri kullanmışlardır. Konuyu toparlayıp giriş, gelişme ve sonuç olarak ortaya koyduğumuzda ortak paydada birleşen konunun bilgi, asa ve sihir olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda kendimize bir masal kurgusu da oluşturmuş olup bir taşla iki kuş vurmuş olduk. Kayadan fışkıran 12 pınarın 12 bilgi olduğu kanaatim medeniyet süreçlerine bakıldığında hiçte yabana atılır bir teori gibi durmuyor. Medeniyet argümanlarınında makarayı geri sararsak, Son 12.bilgi Dijitalin bilgisiydi, on birinci bilgi nükleerin, onuncu bilgi atomun ….dokuzuncu bilgi genetiğin……,elektriğin, buharın,….. matbaanın..vs devam ediyor varıp simyaya dayanıyordu. Acaba o zaman sihirbazların sihirli bilgisini yutan büyük yılan, şimdi 12 bilgiyi ve en son dijital medeniyet bilgisini de yutacak olan Asayı Musa mı? Asa-yı Musa 13. Bilgi mi olacak? Ve biz bu yeni medeniyet kodlarını taşıyan 13. Bilgi ile dijital bilgi deryasını Hz. Musa’nın asası ile ortasından yarıp karşı yakaya Kün(nur) Medeniyeti tarafına geçebilecek Allah'ın yeni hanif adayları mıyız yoksa? Diyerek soru soralım ve tüm savaşların bu bilgi uğruna yapıldığını varsayarsak, bundan sonraki tüm savaşların da artık şeytan ve ademin çocukları arasında eşyanın (medeniyet) bilgisi yüzünden geçeceğini biliriz. Bu savaşın ilk kıvılcımı, cennette Adem’e verilen eşyanın bilgisini, şeytanın kıskanıp kovulmasına sebep olması ile ateşlendi. Cennette başlayan bu bilgi savaşının en çetin rövanşı da beraber sürüldükleri dünyada olacaktır. Hak- Hakikat-Eşyanın bilgisi ile Adem, diğer tarafta bu bilginin üstünü örtme anlamına gelen küfür ve Şeytan. En doğrusunu Rabbimiz bilir inşallah, diyerek Rabbimizden hayırlı ilimler dileyelim. FATMA DOĞAN 26.07.2026
203 izlenme·3ay

Yorumlar

Fatma Doğan ( yazar/şair)'in diğer yazıları