Litopya — Türkiye'nin Dijital Kitap Evreni
Tüm makaleler

DÜNYANIN JEOPOLİTİK DÜĞÜM NOKTALARI , DÜĞÜMLERE ÜFÜRENLER KİM?

Kısaca Dünya tepetaklak…Ve bu hengamede yer kürede Jeopolitik, enerji ve ticaret yolları ile dünya siyaset trafiğinin ana artellerinin, fırtınanın gözünde kalan bazı coğrafyalarda kitlendiğini ve düğümlendiğini görüyoruz.

DÜNYANIN JEOPOLİTİK DÜĞÜM NOKTALARI , DÜĞÜMLERE ÜFÜRENLER KİM? #fatma doğan Dünya, son bin yılının turmoilini(kargaşası) ve son yüz yılın medeniyet katastrofunun üst üste çakıştığı katmerli bir türbülans sürecini yaşarken eskiye dair her şey altüst olmakta. Küresel siyaset, güç odakları, global yapılar, paraya hükmedenler, teknoloji…. Her şey el değiştiriyor görünüyor… Kısaca Dünya tepetaklak…Ve bu hengamede yer kürede Jeopolitik, enerji ve ticaret yolları ile dünya siyaset trafiğinin ana artellerinin, fırtınanın gözünde kalan bazı coğrafyalarda kitlendiğini ve düğümlendiğini görüyoruz. Bu düğüm noktaları yakın tarihimizde Ortadoğu’da İsrail-Filistin, Asya’da Keşmir, Tayland, Avrupa’da Ukrayna-rusya Amerika da Venezüella olarak olarak karşımıza çıktı. Şu anda İran /Hürmüz de tıkanmış durumda…Ve tüm dünyanın gözü kulağı burada…. Peki neden bu düğüm noktaları bu denli önemli ve kırılgan? Yoksa felak suresinde bahsedilen düğümlere üfleyenlerden bir çeşiti de neden bunlar olmasın ? çünkü kuran bize metaforik olarak ta işaretler verir. Vemin şerri-nneffâśâti fî-l’ukad (felak 4) ‘’ Düğümlere üfüren (nefes) lerin şerrinden.’’ İnsanları büyülemenin ve algılarıyla oynamanın, kulaklarına üflemenin en kolay yolu medya.Yani çağın sihirbazlarının şapkadan tavşan çıkarttıkları ve istediklerinde hokus pokus yaparak (fox)ladıkları sihirli değnekleri sosyal medya. Ekranlarda bize ne izletirlerse gerçek odur algısı… Aynı kabilyan elin beslediği iki zıt görünümlü sağı da solu da semiz ve şişirilmiş medya… Batılın, dolayısıyla şeytanın mantığında düalite gizlidir. Hak yalnızca bir tane ve tek iken, batıl her vakit bu tekliği kırıp nifak ve fitne karıştırıp ikiye, üçe, beşe ve sayısız parçaya bölüp yok etme derdindedir. Batıl hakkın sırat-ı müstakimi karşısında bölünmüş olarak anlatılır. Fatiha suresinde uyarıla geldiğimiz iki güruh sapmışlar ve gazaba uğrayanların gittiği yön, biz kelime-i tevhid ehlinin karşısında iki çıkmaz yol olarak durmaktadır. Bu bağlamdan bakıldığında bu iki grup ve biz sırati müstakim üzre olanlar kıyamete değin, fatiha suresi okuna geldikçe hakkın ve batılın tarafları olarak mücadele üzre olacağız. Demiştik ki batılın mantalitesi nifak ve fitne… dualite. Her şeyde ikircik çıkar. Siyasette… rekabette…ideolojide…İnsanları ve toplumları hatta devletleri ve dünyayı böyle yönet. Örneğin;İki süper güç çıkar. ABD-Rusya…Sonra onlara üfle şişir balon gibi içleri boş ama devasa olsun öyleki gören herkes korksun… Hatta uzaya çıkmış ayda yürümüş olsunlar. İki ideoloji çıkar Dualiteyle kominizm, koy karşısına kapitalizmi…diktatörlük koy karşısına cumhuriyet, sağcılık koy karşısına solculuk…sünnilik koy karşısına Şiilik…savaştır dur ondan sonra…. insanları ve toplumları ve devletleri…Onlar da tüm güçlerini, odaklarını ve enerjilerini bu yola akıtsınlar. Ağa babalar ve düğümlere üfleyenler de tahtlarında Dünya krallıklarının rahat rahat keyif sürsün böylece herkes birbirini yerken… Coğrafyaları da en kolay idare etmenin yolu sınırları ister doğal ya da cetvelle çizilmiş olsun, sınır komşuluğu bulunan ülkelerin ya da milletlerin inançları, sosyolojik yapıları, ırkları, medeniyet kodları üzerinden bu düğüm noktası potansiyeli taşıyan her yerde düşman devletler, yapay devletler, taşıma milletler, suni krizler, terör örgütleri, vb. oluşumlar ile küçük ya da büyük cerahatli yaralar açmaktır. Günümüz konjonktürüne baktığımızda coğrafyamız adeta bu zihniyetle ilmik ilmik işlenmiş. Geçen yüzyıllarda batılın koç başlığını yapan İngiliz aklı ve binyılcı ezoterik akıl sınır komşusu olan her devletin dibinde bir de düşman komşu peydah etmiş. Türkiye-Yunanistan, İran-Irak, Azarbeycan-Ermenistan, Hindistan-Pakistan, Bosna-Sırbistan, Rusya-Ukrayna, Kuzey Kore-Güney Kore, Kuzey Kıbrıs-Güney Kıbrıs , İsrail-Filistin ve diğerleri . Bu şekilde bu bölgeleri gereğinde uyutabilir (Uyuyan güzeller serimizde bu ülkelerden bahsetmeye başlamıştık. Uyuyan Güzel Yedi kocalı Hürmüz/İran makalemize bakabilirsiniz.) Gereğinde kanatabilir, gereğinde cerahat akıtıp etrafı dahi kokutabilirsiniz, gerektiğinde de üzerini kabuk bağlatıp kapatabilirsiniz Etrafı kokutmaya gelince İsrail tamda buna denk düşen bir örnek, şu an cerahat patlayıp orta doğuyu hatta dünyayı kokuttu, Ukraynaya bakacak olursak, orta doğu kadar olmasa da kanatılan bir yara. Pakistan , Hindistan arasına konmuş, zamanı gelince kaşınmak üzere kabuk bağlamış yara, Keşmir. Vakti saati geldi ki bu yara şimdi kaşınıp kabuğu kaldırılmaya çalışıldı. Bundan önce son yüzyılda hakkın tarafının,iki batılın karşısında yorgun düşürülüp uykuya yatırıldığı bir dönemi yaşadık. Tüm bu coğrafyalarda özellikle Türk ve müslüman coğrafyaları binyılcı(ezoterik) ve yüzyılcı(krallar) arasında yaşanan güç savaşlarında iki batıl gücün vekalet savaşlarında birbirine kırdırılan milletler oldu. Ancak süreç içerisinde bin yılcı gücün aşırı palazlanması ve dijital medeniyetin şifrelerini ele geçirmesiyle akıl almaz bir güç dengesizliği otaya çıktı. 2001 İkiz kuleler patlatılması işaret fişeğiyle Amerika Birleşik şirketlerindeki bu iki güç birbirine savaş açtı. Amerika dağılıyor meselesine burdan bakın işin özü bu. Çünkü Amerika bir devletler topluluğu değil, bir şirketler topluluğuydu.15 temmuz aslında kuranda fatihada geçen sırati müstakimden sapmış ve azmış, Amerikada birleşik devletler adı altında cisimleşmiş, cibilliyetsiz iki gücün Türkiye üzerindeki hakimiyet savaşıydı. Yani krallar ve Rahipler kozlarını Anadolu üzerinden paylaştı. Bu nedenle 15 Temmuza lokal ölçekli bir kalkışma olarak bakamayız. Topraklarımız üzerinde bir gecelik ön Armegeddon yaşandı. Ancak Allahın yardımıyla galiba kıyamet alametlerinden olan şu gayb-i hadisin ilk celsesi gerçekleşmiş oldu. Beni asfar ile Sulh yapacaksınız. İşin özünü Rabbim bilir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğu nakledilir: “Siz, Beni asfar ile emin bir şekilde barış yapacaksınız! Siz ve Beni asfar arkanızdaki bir düşmanla beraberce savaşacaksınız! Zafer kazanacaksınız, ganimet elde edeceksiniz. Korktuğunuzdan emin olacaksınız. Sonra yığma tepeleri bulunan bir yere geleceksiniz. Sonra Hristiyanlardan bir adam haçı kaldırarak: −Bugün haç galip geldi diyecek. Müslümanlardan bir adam ona kızacak ve haçı kıracak! Bunun üzerine Rumlar antlaşmayı bozacak ve Müslümanlarla savaşmak için toplanacaklar!” Ebu Davud 4292 Rahipler ve kralların Türkiye üzerinde start verdikleri yeni bir doğu Roma (İstanbul Kapışmasında) hiç hesaba katmadıkları bir şey oldu. Rahiplerin medya büyüsüyle mankurtlaştırdıklarını sandıkları Z kuşağı ve kralların Osmanlıdan sonra uyuttuklarını sandıkları hasta adamın çocukları ilahi rahmet tokadı ile bir gecede uyandırılıp, taşıdıkları muvahhid geni ve dedeleri Nuhun, Yafesin, Okuz kağanın, Metenin, Atillanın, Fatihin ve tüm hanif soyun kendilerine intikal eden bilinçle hakkın ve peygamberin savaşçısı olduğunu hatırladılar. Çanakkale'deki 1915 teki o ruh tam yüz yıl sonra yine dirildi. Ehad Ehad diye taşın altına yatan Bilaliler gibi Allahuekber diye diye Tankların altına yattılar. Bu ruh uyandı bir kez, artık bizi durduramayacaklarını onlarda biliyorlar. Bu ruhun imparatorluk ruhu olduğunu da çok iyi biliyorlar zaten tarihten. Oğuz kağanın tacı, Atilla'nın tacı, Fatih'in tacının koleksiyoneri olduğumuzu. Bu yüzden hepsi bizimle anlaşmak için sırada bekliyor. Bunun için dünya siyasetinde kurulan her masada biz varız. Galler masasında, Rusya-Ukrayna masasında, Suriye masasında, İsrail Filistin masasında, İran Hürmüz masasında, şimdi Nato masasında. 15 Temmuzda bir gecede batıla yaşattığımız yenilgiyle , Windsor kraliçesi önderliğindeki Yüzyılcı hanedanların artık uykudaki Türkleri uyandırmaktan başka bir çarelerinin kalmadığını bir daha idrak ettirdi. İlk önce yıktıkları ve elimizden aldıkları tüm özgüvenimizi bize tekrar geri vermek zorunda kaldılar, bizim medeniyetimize ve tarihimize dair unutturdukları tüm kodları dünyaya tekrar hatırlattılar. Savunma sanayiindeki atılımlarımız, bürokrasideki atılımlarımız şimdiye dek önümüzü kesip durdukları her şeyde önümüzden çekilmek zorunda kaldılar mecburen…Bizi yanına çekemeyen (Rahipler ve krallara diğerinin) yemi olmaktan başka kader kalmıyor. Bazen aklımıza şu soru gelebilir, bu onların desteği ile oluyor, hangi sebeple olursa olsun onlar zaten şu andan itibaren hadiste belirtildiği üzere sahip olacağımız tüm ganimet bizim bizden zorla gasp edilen maddi manevi haklarımızdı, itibarsızlaştırdıkları iade-i itibarımızdı. Onların yüzünden yitirdiğimiz ya da engellendiğimiz tüm kazanımlarımızdı, bu yüzden kendi devletimizi birde bu cenahtan ezik göstermeye çalışanlar olacaktır lütfen itibar etmeyelim. Kazanımlarımız ve itibarımız derken, millet olarak en büyük itibarımız en büyük barışın savaşçılığı, mazlumun hamiliği ve adalet terazisini dengeleme gayretlerimiz başta gelir. Türkiye şu ana kadar dünya da hep bu savaşın ve barışın savaşçısı olarak genetik kodlarının gereğini yaptı, yapmaya da devam ediyor. Ancak bu demek değil ki taviz veriyoruz haklarımızdan vazgeçiyoruz. Aksine adil ve ferasetli bir devlet aklı kimliği ile tek tek tüm dünyada bizden ve mazlum milletlerin ellerinden zorla alınan ve sömürülen haklarını da almanın önderliğini yapıyoruz. Belki de Erdoğan'ın anlaştığı Ben-i Asfar'ın Kraliçesi Elizabeth koşa koşa geldiği Türkiye' de ve eldivensiz ilk kez tokalaştığında, cumhurbaşkanının ona koştuğu ilk şart bu olsa gerek.,.Koltuğunun altında taşıdığı kitabı vererek....Çok kutuplu ve adil dünya mümkün doktrini. Şuan herkes 1918 Birinci Dünya savaşı önceki sınırlara ait planlar yapıyor ve bu bağlamda Türkiyenin önü açıldıkça açılıyor. Libya da,Karabağ da, Somalide, Sudan da, Balkanlar da, Türkistan coğrafyasında, biz hep yolu gözlenen ve hamisi olduğumuz milletleri savruldukları yerlerden ya da düşürüldükleri tuzaklardan çekip çıkaracak tek adil ve insanlık milliyetçisi ülke Türkiye.Bu yüzden tüm bu kilit noktalarındaki düğümlerin çözümünde isteyerek ya da istemeyerek, arabuluculuğuna başvurulan ülke konumundayız. Bu özelliğimiz hz. peygamberimiz(sav) inde özelliği olan el-eminlik sıfatı.Şu süreçte gelinen o ki Pakistan-Hindistan geriliminde de, Rusya -Ukrayna savaşında da tarih ve coğrafya bizi tekrar çağırıyor. Belli ki el-Emin olmak salih kul ve salih millet ve salih devlet olmanın da ilk temel taşı. Bizler biliyoruz ki herkesin peşinde olduğu Arz-ı Mevud yani vaad edilen topraklar, Allah’ın salih kullarına vaad ettiği topraklar. Bu nedenle bu topraklar her daim savaş ,mücadele ve cihad alanı olmuş, bu nedenle en kanlı katliamlar bu coğrafya da yaşanmış, bu nedenle bu topraklara hakim olan Firavun ve Nemrut ilahlık iddiasında bulunmuş, bu nedenle bu topraklar satanın en çok yoldan saptırdığı azıttığı ve helakına neden olduğu milletlerle dolmuş, bu nedenle 124 bin peygamberin çok büyük çoğunluğunun tebliğ alanı bu coğrafya olmuş, bu nedenle bu coğrafya da kim hüküm sürerse işte dünyanın siyasi, jeopolitik ve jeostratejik tüm dengelerininde tam üstünde o durmuş. Eğer bu güç hak tarafında ise dünya adil ve yaşanılır bir yer, eğer üzerinde duran batıl ise dünya aynen bugün ki gibi kokuşmuş ve insanlığın fesada uğradığı bir hale dönüşmüştür. Bu yüzden bizim davamız bu topraklara hakkı ve adaleti ayakta tutmak ve insanlığı onurlu bir halde fıtratına ve eşrefi mahlukat vasfına uygun şekilde var etme mücadelesinin salih neferleri ve milleti ile tek yürek olmuş devleti olmalıyız ki Rabbim yolumuzu önümüzü açtıkça açsın, yardımını nusretini bize nasip etsin, vaad ettiği toprakları bizlere, salih kullara,salih milletlere, salih devletlere varis kılsın.Her türlü düğümlere ve kulağa üfleyenlerin şerrinden emin kılsın.Amin. FATMA DOĞAN 23.07.2026
257 izlenme·3ay

Yorumlar

Fatma Doğan ( yazar/şair)'in diğer yazıları