Litopya — Türkiye'nin Dijital Kitap Evreni
Tüm makaleler

TÜRKİYE/AZERBAYCAN ARASINI AÇAN KARA ÇALI FRANSA'MI?

Türkiye ve hatta Azer(Baycan) gündeminde hava bir süredir parçalı bulutlu gidiyor. Nifak fırtınası kasırgaya dönüşür mü, dönüşmez mi şu an belirsizliğini koruyor görünse de biz Müslümanlar olarak biliriz ve inanırız ki her şer aslında içerinde hayrı da beraberinde barındırır. Baz

KARA ÇALI FRANSA MI? Türkiye ve hatta Azer(Baycan) gündeminde hava bir süredir parçalı bulutlu gidiyor. Nifak fırtınası kasırgaya dönüşür mü, dönüşmez mi şu an belirsizliğini koruyor görünse de biz Müslümanlar olarak biliriz ve inanırız ki her şer aslında içerinde hayrı da beraberinde barındırır. Bazen kavga dövüş gibi görünen, devletler arasında ki bu tip sürtüşmeler, depremlerin içeride ki fazla enerjiyi boşaltıp rahatlaması gibi bir rahatlamayı da beraberinde getirir. Malum yeni bin yılın başında eski ile yeni arasında ki katastrofta bir nevi sıkışma ve patlama süreci. Eski kıta düzeniyle yeni kıtaların hem fiziken hem ruhen sürtünmesi ile büyük siyasi ve toplumsal depremleri tetikliyor. Avrupa şu an bunu iliklerine kadar hissetmekte. Keza Amerika da öyle. Avrupa bu katastrofu ekonomik kriz ve son günlerdeki okul eylemleri ve yabancılar üzerinden yaşarken, Latin Amerika’da Latin ülkeleri depremleri fiziki olarak yaşadılar neredeyse tüm latin ülkelerinde 7 üzeri yıkım yaşandı. Orta doğunun nasibine ise savaş düşmüştü. Şimdi bu katastroftan payını alacak olan Asya var. Hindistan, Çin, Rusya. Tüm bu coğrafyalarda üç kıtanın merkezinde, en kritik ve orjin noktasında Türkiye var. Türkiye dolayısıyla her kıtanın fiziki, siyasi, toplumsal, ekonomik , katastrofunun (rüzgarının, depremin, yangının selin, savaşın, sivil askeri ve ekonomik darbelerin) hepsine maruz kalmakta. İran üzerinden Asya’ya giriş yapan katastrof Azerbaycan üzerinden yukarı doğru ilerlemekte. Demiştik ya okul eylemleri ile Fransa da başlayan ve tüm avrupaya sıçrayan bu olaylar zinciri bize krallık Fransa’sını yıkan ve binyılcılığa evrilmeyi hızlandıran Avrupa binyılcıları destekli Alman (Frankfurt, Bavyera ekolü ile) 1789 Fransız ihtilali ile bölgedeki hanedanlıklar teker teker devrildi. Krallıkların yerine kendileri adına ülkeleri arkada gölge olarak kalıp yönetecekleri yeni nesil izm’ler türettiler. Patenti Fransız binyılcılarına ait olan Laisizm de bunlardan biriydi. Velhasıl Adnan Menderesin ardından Alman Bavyera ekolü partilerle Türkiye’ye iyice sızan Fransa Frankfurt ekolüyle birleşip Laiklik elden gidiyor naralarıyla orduyu darbelere sevk etti. 28 Şubat’ta Alman Bavyera ekolü ve Fransız binyılcıları birlikte ortak olarak yine kendi ekollerinden bir partiye Erbakan’a, refah partisine postmodern darbe yaptılar. Amaç hem laik siyaseti hem de siyasal islamı kendileri kurgulamaktı. Kısaca terazinin her iki kefesine de halk değil kendileri oturdu. Doğumuzda ve güney doğumuzda PKK yı, Ermenistan’da ASALA’yı besleyip büyüttüler. Fransa da peşmerge yolunu açacak kadar Suriye’de teröre arka çıktılar. Frankfurt ekolü Almanya da sözde Dersim Soykırımı anıtı dikildi. Orada milyonlarca Türk olmasına rağmen, diasporamız olmadığı için ülkemize karşı yapılanmaları fonladı. Yıllarca soykırım yalanları ile siyasi arenada, Pontus-Ermeni meselesini ve Dersim olaylarını yalan tarih üzerinden kurgulayıp Türkiye'ye baskı kurdular. Ege ve Akdeniz’de pkk uzantısı (Ateşin Çocuklarıyız İnisiyatifi) ormanlarımızı ateşe verip yaktılar. Güvenlik analistleri ve uzman raporları (örneğin SETA analizleri), Ateşin Çocukları İnisiyatifi'nin bağımsız bir yapı olmadığını, terör örgütü PKK'nın bir alt aparatı veya (vekili) olduğunu belirtmektedir. Fransa, PKK'nın lojistik, finansal ve propaganda faaliyetleri yürüttüğü önemli Avrupa merkezlerinden biri olduğu için, bu tür paravan yapıların internet ve finans ağı dolaylı olarak Fransa dahil Avrupa'daki hücrelerle de ilişkilendirilmektedir. Türkiye’nin Suriye halkını destekleyip hem kendi ülkemizde hem de Suriye coğrafyasında Erdoğan ve Bahçeli ile birlikte başta Türkiye’de PKK, Suriye de YPG, KDG İran’da PjAK’tan temizlenmesi ile bölgeden bir nevi kovulan Fransa ne yapacağını bilemez halde kara çalı gibi kimin ayağına dolanayım derdinde. Afrika’dan da geçen yıllarda yaka paça kovulduğu için şimdilerde dişine göre kara çalı gibi dolaşacağı cılız bacak bulma derdinde. Ki bir ayağı ile yeni ticaret yolu olan Zenzegur da Kalkınma yolu üzerinde durabilsin. Ermenistan’ı arka bahçesi görüp yıllardır içten içe sömürdüğü için onda emecek ilik bırakmamıştı.. Zaten Ermenistan da kendisinden yaka silkmiş durumda. Fransa’nın en iyi bildiği coğrafya ve iç siyasetine karıştıklarının başında İran geliyor malum. Ve son laiklik söylemleriyle ve okullarda başörtüsü yasağı uygulamalarıyla Azarbaycan da geliyormuş gördük ki ne yazık. Neden diye bir soru gelirse demiştik ya Laikliğin patenti Fransa’ya ait diye işte bundan sebep şu an Azerbaycan ve Türkiye arasındaki bu tek millet iki devlet ya da tek kafada iki başlılığın sebebi tahminimizce Fransa gibi duruyor ardında da Bavyera Frankfurt aklı ve de Türkiye’deki uzantısı beyaz Çerkesler ya da Avrasyacı Turanlar ve de ağızlarına bal çaldıkları yurt arayan aşkenaz kavim. Bel ki eşelesek alt katmanlardan neler çıkacak. 1979 a baktığımızda Fransa öncülüğünde İran fransadan humeyni ile devrim ihraç etti. Devrimle birlikte islam siyasal bir söyleme dönüştü ve Şiilik mezhebi islam’ın önüne geçirilerek adeta islam dünyası iki kutba ayrıştırıldı. Ve bölgede yapay bir şii korkusu ve baskısı pompalandı. Şah Pehlevi döneminde çok iyi dost olan iki ülke İran ve Türkiye devrimle birlikte nüfuslarının çoğunluğu Türk olmasına rağmen düşman kardeşlere dönüştürüldüler. Anlaşılan o ki kara çalı Fransa şimdi yine iş başında. Ne de olsa İran ve Türkiye’nin arasını açmakta mahir ve tecrübeli. Aynı senaryoyu bu kez Türkiye /Azerbaycan üzerinden deniyor.Laiklik ile islamı, ve büyük abi, küçük kardeş kompleksi oluşturarak Türk ve Müslümanlığın arasını, yetmedi…kardeşlerin arasını açacak. Çünkü Karşısında ittihat bir İslam, ittihat bir Türklük, ittihat bir kardeşlik istemiyor. Demiştik ya Ticaret kalkınma yolu üzerinde parsa, pay sahibi olabilmenin yollarını arıyor Fransa diye. İki yarım bir tam etsin istemiyor bu planı gerçekleştirebilirse. Azerbaycan nere… Fransa nere… denilebilir. Ama tahtını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalan biri bulduğu yılana sarılabilir. Aliyevler tamda o durumdalar şu an. Onlar geçen yüzyılın Frankfurt ekolünün kompetanlarıydı. Şimdi hem yeni binyıl hem yeni bir yüzyıl. Bundan sonra dünyada da Türk coğrafyasında da tapınakçı Frankfurt ya da Fransız ekolü istenmiyor. Aliyev’in Fransız/Frankfurt etkisinde olduğunu nereden çıkardın diyenler olacaktır. Geçmişe yine bir göz attığımızda, Sovyetler dağılıp Azerbaycan 1991 bağımsızlığını ilan ettiğinde ilk tanıyan ülkeler Türkiye, İsrail, İran, Fransa… Haydar Aliyev, devlet başkanı olarak ilk resmi yurt dışı ziyaretini 1993 yılında Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand'ın davetlisi olarak Fransa'ya gerçekleştirmesi oldukça manidardır. Hangi ekolün biatlısı olarak gittiği hakkında ipuçları vermektedir bizlere. Velhasıl kelam son Aliyev de Frankfurt ve iltisaklısı Fransız binyılcı (tapınakçı) ekolün varlığı bu yüzyılın sonunda can çekişmekte. Bu can çekişme esnasında buldukları geçen yüzyılın argümanı, patlak can simidi laikliğe can havli ile tutunmuş durumdalar. Aliyevler Karaya kadar bizi çıkarsa yeter modundalar. Ancak yenilgiyi kabullenemeyen Fransa Afrika’dan sökülüp atıldığı gibi bu coğrafyadan kopartılmak istemiyor. Türkiye’ den kovuldu (pkk’nın tasfiyesi, laikliğin gündemden düşüşü, başörtüsü serbestliği, fetö ile tsk dan ve siyasetten frankfurtçu’ların ihracı vb), İranda Humeyni rejiminin çökmesi ve Yüzyılcıların Trump eliyle Hürmüz’de binyılcı fransa sürek avında, Ermenistan’ın Fransız uyduluğundan kurtulup türkiye ile eşgüdümlü politikalara yönelmesi. Fransa şansını Azerbaycan üzerinde deniyor. Aliyev ise tahtta kalma adına son kozunu Fransa’nın aklı laiklik ile. Ancak her ikisi de son oyunlarını oynadıklarının farkındalar mıdır? Muhtemelen. Başta da dediğimiz gibi tüm bu şer görünen işlerin sonu Allah’ın izni inayeti ile hayra vesile olsun inşallah. Ne derler…Son gülen iyi güler. Her şeyin doğrusunu elbette Rabbimiz bilir. Fatma Doğan 19.102026
79 izlenme·1sa

Yorumlar

Fatma Doğan ( yazar/şair)'in diğer yazıları