
Kitabı çok beğendim de diyemem, beğenmedim de :) 📌Dikkat ipuçları var. Elif Şafak yine farklı zamanları ve coğrafyaları aynı hikayede buluşturmuş. Roman; su, hafıza, Mezopotamya, Gılgamış Destanı ve Ezidilerin yaşadığı acılar etrafında şekilleniyor. Üç ana karakter var: Arthur, Narin ve Züleyha. Benim favorim açık ara Arthur oldu. Eski kil tabletlere ve çivi yazısına tutkuyla bağlanan Arthur'un hikayesi, Gılgamış Destanı'nın keşfi ve çözülmesinde önemli rol oynayan gerçek bir araştırmacıdan ilham alınarak kurgulanmış. Romanın en etkileyici taraflarından biri de buydu. Narin, Ezidi halkının yaşadığı acıları ve kültürünü güçlü bir şekilde yansıtan bir karakterdi. (Ezidi halkına yapılanlar...Okurken bile dayanamadım😞) Ancak Züleyha karakteri bana hiç geçmedi. Özellikle lezbiyen ilişkinin işlendiği bölüm bana göre hikayenin akışına hizmet etmiyor, kurguya sonradan eklenmiş gibi duruyordu. Züleyha kitabın sonunda kahramanlaştırılsa da benim açımdam rahatsız edici ve gereksiz bir karakterdi... Kitapta sevdiğim cümleler; ✨️İsyan etmek için fazla yaşlı, yenilgiyi kabul etmek için fazla genç olduğun bir dönemdesin. ✨️Yoksulluğun kendine özgü bir kokusu olduğu dank etti o an kafasına, insanın gözeneklerinden yayılan ve kolayca fark edilen bir koku. ✨️Kadınlardan beklenen nehir gibi olmalarıydı; uyum sağlamaları, şekil değiştirmeleri. ✨️İnsanın kalbini kıskançlık kadar hızlı taşlaştıran pek az şey vardır. ✨️Karanlığın içinde bir anının saldırısına uğradı; istemsizce, beklenmedik. ✨️Dua değildi, meditasyon değildi, melankoli saatiydi bu. Saf, filtre edilmemiş huzursuzluk. ✨️Tıpkı mutlak ölüm diye bir şey olmadığı gibi mutlak sessizlik de yoktur. Zira sessizlik de konuşurdu; kendi dili ve lehçesiyle. İyi okumalar 🙋🏼♀️♥️






























