Kitaplar

Seksen Sekiz

Sümbüllere Sor Beni

Şemsiyeler İhanetti Yağmura

Seksen Sekiz

Sümbüllere Sor Beni

Şemsiyeler İhanetti Yağmura

Seksen Sekiz

Sümbüllere Sor Beni

Şemsiyeler İhanetti Yağmura
Öne Çıkan Alıntılar
“Beynimden düşünceler tıpkı yavaş yavaş muharebe meydanını terk eder gibi çekiliyordu ve geriye apaçık tek bir düşünce kalıyordu. “Sadece yüz Lotus! Akıntıya kendini bırakıp sadece yüz!””
“Aradım seni ey sevgili Kayıp diyarlarda dolaşan yüreğini Aradım, aramakla yorulmadan aradım seni Beni ben yapan yüreğini”
“İçinde “son” olan bir şeyi insanlar nasıl seviyordu anlamıyordum. Kışa geçiş mevsimiydi sonbahar. Bir nevi doğanın ölümünün mevsimi. Bütün canlılığı yanlarında götürüp giden leylekler, sessizleşen kuşlar, etrafa saçılıp solan yapraklar. Doğanın ölümü insanlara romantik geliyordu.”
“Gökteki martı bir şey söylüyordu Belki de insanlığı anlatıyordu Bir martının kanadındaydı insanlık İnsandık biz! Suretimize aldandığımız!”
“Resim bir buğday tarlasını anlatıyordu. Sapsarı bir buğday tarlasıydı. Tarlada buğday toplayan kadın ve erkek çiftçiler vardı. Bir kadın pembe yazmasıyla sırtına bebeğini bağlamış buğday topluyordu. Buğday onların şu hayatta tutunduğu tek dayanak noktasıydı. Buğday demek gelecek demekti onlar için. Ekmek demekti, aş demekti, geçim demekti. Güneş bütün ihtişamıyla gökyüzündeydi. O kadar parlaktı ki sanki tablodan dışarı çıkacakmış gibiydi. Işığı bakanların gözlerini kamaştırıyordu. Böyle bir gerçeklikle atılmıştı fırça darbeleri. Resmin en dikkat çeken yanı güneşin yeryüzüne yansıyan ışığıyla gökyüzünden altın parçalarının da düşüyor olmasıydı. Çünkü bir çiftçi için güneş altın demekti ve insanlar için de buğday altın kadar değerliydi.”
“Çocukların avucundaydı gökyüzü Ufka açılan salıncaklarda Belki de bu yüzden salıncaklar Hayal gibi gelirdi çocuklara Bulutların arasına uzanırdı eller Ha dokundu, ha dokunacak Saklıydı gökyüzü bir çocuğun avucunda Yüreğinde tutuşturduğu umuduyla”
